Tarih: Aralık 26, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Tek burun deliği nefesi ve alkol

Tek burun deliği nefesi ve alkol arasında bir ilişki olduğunu düşünüyorsanız yok. Ya da var.

Niye yazımın başlığı öyle bilmiyorum?

Çok içki içtiğim gecenin sabahı erken kalkarım. İçki uyutmuyor. Sabahın köründe dikiyor beni havaya.

Rahatlamak için tek burun nefesi tekniği ile nefes egzersizi yaparım. 

Normalde bir burun deliğinin hakim olduğu nefesi alış verişimiz vardır. 3-4 saat arayla bu nefes döngüsü değişir diğer burun deliği daha hakim hale gelir. Fizyolojik bir olaydır.


Bu yüzden tek burun deliği ile nefes tekniği geliştirilmiştir. Önce bir burun deliğimi burun kanatlarına parmağımla basarak kapatır diğer burun deliğimden yavaşça dörde kadar sayarak derin nefes alırım. Nefes aldığım burun deliğimi kapatarak diğer burun deliğimden sekize kadar sayarak nefesimi veririm. Sonra hemen nefes verdiğim burun deliğimden tekrar dörde kadar sayarak nefes alır nefes aldığım burun deliğimi kapatarak diğer burun deliğimden nefes verir ve yine nefes verdiğim burun deliğimden nefes alarak defalarca tekrarlarım.

Dediğim gibi çok içtiğimde bana iyi geliyor. Aslında içki de iyi geliyor. Zaten arkadaşlarım bu aralar çok içtiğimi söylüyorlar. Hiç biri neden içiyorsun demiyor.

Hemen aşağıya bir şarkı bırakıyorum.




Bir derdim var.



İlk içkiye başladığım günü hatırlıyorum. Küçükken içki sofralarında tadımlık yudumladığım içkiden bahsetmiyorum. İlk biramı alıp, gizlice içtiğim günden bahsediyorum. 1986 yılıydı. Küçükkuyu ile Göztepe arasında Mithatpaşa Caddesinden yürüdüğüm yıllardı o yıllar. O zamanlar Sahil Yolu yoktu. Mithatpaşa Caddesi' nde deniz tarafındaki apartmanların duvarlarına denizin dalgalarının vurduğu zamanlardı. Troleybüsler çalışıyordu. Konak Üçkuyular yönünde caddenin sol tarafından yürürdüm hep. Küçüklüğümden kalma alışkanlık. Sonraları hep soldan gittim. Taşı bile sol elimle attım. Küçükkuyu' dan bir iki durak sonra kayalıkların üzerine yapılmış bir park vardı. Adını hiç bilmiyorum. Bakkaldan bira alıp o parka gitmiştim. Bir birayı içtikten sonra kafam dumanlı Göztepe' ye doğru yürümüştüm. O günden sonra hep içtim. 



O ilk birayı içmeyecektim. Şaka şaka. İyi ki içmişim.


Tamamını oku
Tarih: Aralık 19, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Kemalpaşa-Pazar-Gürcistan

 Kendinden başka bir şeye ne kadar çok bağımlı olursan,
o kadar az mutlu olursun. Mutluluk kendine yetebilmektir. 

(Paulo Coelho)


Görsele dikkatli bakarsanız, yeşilliklerin arasında bir ev göreceksiniz. Bunun gibi yüzlercesi var. Nasıl ev yaptın oraya be abicim? Hadi yaptın nasıl iniyorsun nasıl çıkıyorsun oraya?

2016 yılının Eylül ayının son günleriydi. Sami, babası için aldığı arabayı Kemalpaşa' ya götürecekti. "Önder Abi ben memlekete gidiyorum. Hadi gel birlikte gidelim." dedi. Ne zamandır ben de gitmek istiyor bir türlü fırsat bulamıyordum. Planı yaptık. Çarşamba gününden 2 günlük yıllık izin aldım. 4 gün kalıp Pazar akşamı geri dönecektik. Perşembe sabahı erkenden yola çıkacaktık. Eşyalarımı hazırladım. Sami' nin muayenehanesine (Ankadent)  gittim.  Hastalar bitince Sami' lerin evine gidip sabah erkenden yola çıkacaktık. Asansörden inerken "Önder Abi senin eşyan hazır. Ben de eve gidince hazırlayayım. Niye sabahı bekleyelim ki akşamdan çıkalım." dedi. Öyle yaptık. Saat 22.30 gibi yoldaydık. Bastık gaza. Sabah çok erken saatte Trabzon' daydık. Önce Pazar'a uğrayacak, orda kahvaltı yapıp, öğleden sonra da Kemalpaşa' ya gidecektik. O yüzden sabahın erken saatinde kimseyi uyandırmamak için hava aydınlanıncaya kadar bir benzin istasyonuna park edip, arabanın içinde uykuya daldık. Uyudum mu bilmiyorum ama iyi üşüdüğümü hatırlıyorum. 

Yol boyunca yağmur yağdı.



Karadeniz bildiğiniz gibi. Her tarafı yeşil. Yolculuğumuz yağmurla geçti. Burada yağmur başladı mı günlerce sürüyormuş. Şansımıza güneşi gördüğümüz günler de oldu.




Arkadaki arabalar bizim. Trabzon' da bir arkadaşımızın yeni aldığı arabayı aldık. Dönüşte Ankara' ya getireceğiz onu. Bizim için iyi oldu. Arabayla gittiğimiz yolu arabayla döneceğiz. Of tabelasına ait görseli büyütürseniz +1 inci kişiyi görürsünüz. Burası Karadeniz...

Öğleden sonra Kemalpaşa' ya vardık. 

 Sami de atmacaları seviyor. Ben elime almaya korktum. Isırır mısırır.


Buralarda atmacacı olmayan adam yok. Sohbetler hep atmaca üzerine. Önce küçük bir böcek sonra küçük bir kuş, o kuşla da göç eden atmacaları yakalıyorlar. Böcek, dana burnu. Küçük kuş ise, örümcek kuşu. Dağda ağlarla tuzak kuruyorlar. Tente denilen yerde günlerce atmaca geçmesini bekliyorlar.

Tente

Sami' nin babası da iyi atmacacı. Günlerce burada oturup atmacanın geçmesini bekliyor. Biz de biraz bekledik ama atmacanın bugün geçmeye niyeti yoktu.

Tente' nin olduğu yerden Kemalpaşa manzarası harika. Ben aşağıdaki görseli çektiğimde Kemalpaşa henüz ilçe olmamıştı. Bir yıl sonra ilçe olacaktı.

Ağlar atmaca için. 

Allahtan tentenin oraya gittiğimizde yağmur durdu. Ancak her yer çamur. Onlar alışık hoplaya zıplaya dolaşıyorlar. Ben kayıp, popo üstü düşmemek için bir adımımı 10 dakika düşünerek atıyorum. 

Bu harika doğanın ortasında, yılar önce Dr. Deppak Chopra' nın Büyücünün Yolu kitabında okuduğum, bir şiir geldi aklıma.

''Ne olurdu uyusaydın, 
 Ve ne olurdu
 uykunda
 rüya görseydin?
 Ne olurdu
rüyanda
cennete gidip
garip güzel bir çiçek koparsaydın?
Ne olurdu
uyandığında
çiçeği elinde bulsaydın?
Ya sonra ne olurdu?''


Tellerin altındaki damlalar.

Yazımın başında burası Karadeniz demiştim ya. İşte o durumlardan biri daha. Yol tıkalı.


Yürüyerek gittik baktık.



Yağmurdan dolayı tepede gevşeyen kayalar yolda giden bir minibüsün üzerine düşmüş. Allahtan hiç kimseye bir şey olmamış. Ucuz atlatmışlar.



Yolun açılması için bir saat kadar bekledik. Daha sonra yaylalara doğru döndük.



Hepsi aynı yöndeymiş sorun yok. 😅


İşte bu olmadı. Ne tarafa gitsek ki? 😇


Abu Deresi' nin yanındayız. Derenin karşısında Sami' nin halasının evi var. Masadaki biranın biri benim.

Sami, bu derenin eskiden daha derin olduğunu yüzmeyi bu derede öğrendiğini anlattı. 



Abu deresi yüzülecek bir dere gibi gelmedi bana ama Sami' nin anlattığına göre yazın böyle olmuyormuş.



Yemek yediğimiz yerin hemen yanında alabalık tesisi vardı.



Abu Deresi üzerinde bir köprü. Bu köprünün hemen altında bir zincir sarkıyor. Kilit taşına bağlıymış. O kilit taşını çıkarırsan köprü yıkılırmış. 

Dere çevresinde çok fotoğraf çekildik. Bir tanesini bıraktım aşağıya.




Kilit taşına bağlı zincir.

Serender

Evet bu da serender. Serender, eskiden yiyecekleri saklamak ya da mısır kurutmak için  kullanılıyormuş. Evden bağımsız bir alan olarak yapılıyormuş. Amaç yiyecekleri korumak. Alttaki resimde dört ayağın her birinde fare tırmanması için özel bir tahta olduğunu göreceksiniz.



Bir akşam üstü yanımda getirdiğim kitabı deniz kıyısında okuyorum. Ruhsal Dünyaya Uyanış

(Doğrudan Bilgeliğe Giden Şamanik Yol) Sandra Ingerman & Hank Wesselman

"YÖNLERLE ÇALIŞMAK
Bölgenin ruhu ve Doğanın ruhuyla çalışma yapmanın bir parçası da yönleri onurlandırmaktır. Pek çok şaman bir seremoniye başlamadan önce doğuyu, batıyı, kuzeyi, güneyi ve altımızdaki yeryüzü ile üstümüzdeki gökyüzünü onurlandırır.
Farklı şamanik kültürlerde her yönün farklı bir anlamı vardır. Örneğin, şamanlar genellikle doğu­yu, güneşin doğduğu yönü onurlandırarak seremoniye başlar. Yerli kültürlerde güneşin nasılsa her gün doğacağı gibi bir varsayım asla söz konusu olmaz. Bu nedenden dolayı, yerli halklar güneşi her gün hoşça karşılar, selamlar ve vereceği hayat için ona teşekkür ederler. Seremoniler de bu anlayıştan dolayı doğuyu onurlandırarak başlar.
Bazı şamanik gelenekler bilgeliğin gücü için kuzeyi ve güçlü bir korunmanın, gözetmenin gücü için de güneyi onurlandırır. Batı ise güneşin battığı yön olarak onurlandırılır. Başka kültürlerde de yön­lere hayatın farklı nitelikleri atfedilir. Yönlerin temsil ettiği nitelikler konusunda kültürlerarası bir mutabakat yoktur.
Yeryüzü, bereket ve bolluk içindeki hayat için; gökyüzü ise gü­neş, yıldızlar, gezegenler ve şamanların yardım almak için çağrıda bulundukları hem yeryüzü, hem de gökyüzündeki ruhlar için onur­landırılır."

Ben de buradaki doğayı, denizi, ağacı, kuşu, börtü böceği onurlandırmak için derin bir nefes alıp teşekkür ederim diyorum.








Sonra geri döndük.




Bu da Sami' nin teknesi. Pazar' dayız. Fark ettiyseniz yağmur yok ve hava güneşli. Deniz durgun. Ne yaptık peki? Tabi ki balığa çıktık. Açık denizde dalga vardı. Dalga tekneyi kaldırıyor Pazar' ı görüyorduk. Dalganın içine  düşüyoruz Pazar gözden kayboluyordu, sadece denizi görüyorduk. Tutturdular, bu dalgada deniz seni tutar diye. Dedim yoo iyiyim. Yok deniz seni tutacak. İyiyim kardeşim. Yok tutacak. Tutmayacak tutacak derken. Dedim beni geri götürün. Beni limana bırakıp daha ilerilere açıldılar. Akşam geldiklerinde duydum ki Sami' nin kuzenini deniz tutmuş. Ohhh iyi olmuş dedim.

Pazar

Bunlar da tutukları balıklar. Akşam rakıyla götürdüler. Rakı sofralarının en aranan adamıyım. Vejetarjan olduğum için masada bir kişi eksik gibi oluyor. Balıklar ve etler bir eksik sayıya bölünüyor. Rakı ve biraz peynir bana yetiyor.



Okla gösterdiğim ev Pazar' da Raba (Gaba) ya da ona benzer bir şey dedikleri yerde kaldığımız ev.



Alttaki görselde kaldığımız evden sahilin görünüşü. Eskiden -sahil yolu yapılmadan önce- burası denizin dibindeymiş. Şimdi baya içerilerde.


Buraya kadar gelmişken Gürcistan' a da geçelim dedik. Zaten Kemalpaşa' daki herkes günübirlik Gürcistan' a gidip geliyormuş. Yöre halkı benzini bile oradan alıyormuş. Şimdilerde nasıl bilmiyorum.

Ben devlet memuru olduğum için geçişte bizim taraftaki gümrük çalışanlarına iş yerinden aldığım "yurt dışına çıkabilir" belgesini gösterdim. Kontrollerden sonra yürüyerek Gürcistan' a geçtik O tarafta da işlemler hızlı oldu. Bir taksi kiraladık. Bizi Batum' a götürdü. Birkaç saat sonra gelip almasını söyledik. Yolda giderken Efes birası aldık. Bunu nerede içebiliriz diye sorduk şoföre. Burası Gürcistan istediğiniz her yerde içebilirsiniz dedi. Yürüyerek içebilir misiyiz dedik. Sorun yok dedi. Elimizde biralarla Batum sokaklarında dolaştık.



Sarp Kapısı ilk açıldığında halk daha fakirmiş. İlk yıllarda Batum' u görenler yıllar sonra gittikten sonra Batum' u daha gelişmiş, daha güzelleşmiş buluyorlarmış. Yakında bizi ikiye üçe katlar bunlar  diyorlar. 

Eskiden kızım için Gürcü bir yardımcı tutmuştuk. Kutayisi'den gelmişti. 3 yıl boyunca yatılı olarak bizde kaldı. Lari lirayla aynı değerdeydi. 500 dolar veriyorduk aylık. Dolar 1.4 TL idi. Son dolar yükselişinden sonra şimdi onlar bizi yardımcı olarak tutacak düzeye geldiler. Biz yukarıdaki anıtın önünde fotoğraf çektirirken, para karşılığı fotoğrafımızı çekebileceklerini söylediler. Biz de gerek yok dedik. Şimdi gitsek yüzümüze bakmazlar. Ben bu yazıyı yazarken 1 Lari, 5,32 TL idi.1 dolarda 16,42 TL. Vay be....








Hava yağmurlu olduğu için çok fazla kalmadan sınıra geri döndük.





Dahası da var....

Önder Güngör







Tamamını oku
Tarih: Aralık 11, 2021 Yazar: Yorum: 2 yorum

Sandaletli Seyyah

Bu fotoğrafı izin almadan Sandaletli Seyyah' ın sitesinden aldım. Kızarsa kaldırım.



Bir blog yazarı var. 

Sandaletli Seyyah, Bora Bilgin. 

Hastalardan Öğrendiklerim, Kırkımdan Sonra diye blogları da var.

Çoğunu okudum.

Ekşi sözlükte tek kelimeyle özetlemişler Sandaletli Seyyah' ı. Minimalist gezgin.

Otostop yapıyor, Coach Surfing ' de ya da benzer sitelerde bulduğu evlerde para vermeden kalıyor. Yelkenli kayığı ile kıyı seyahatleri yapıyor. Adam minimalist dedik ya. Rüzgar bedava olduğu için yelkenli kayığı seviyor. Ancak sandaletliseyyah.blogspot.com bedava olmasına karşın sandaletliseyyah.com a para vermiş. Şaka şaka. Binlerce kişiye ilham kaynağı olduğu ve yazılarını okurken hepimizin yüzünde tebessümler yarattığı için kendisine sonsuz teşekkürler.

Gezmek yaşam tarzı olmuş ama bunu hünerli bir şekilde en ucuza mal ediyor.

Benimle ilgili tek benzer yanı yaşı ve mesleği. (Ben İzmirliyim o Ankaralı. Ben Ankara' da yaşıyorum o İzmir'de.)

Ne otostop çekebilirim, ne internetten bulduğum tanımadığım adamların evinde kalabilirim, ne de tıka basa dolmuşlarda seyahat edebilirim. Bakkala gitmeye üşeniyorum. Hele kaldığı otellerin birçoğunda kalamam.

Ama blogunu okuduğunuzda imreniyorsunuz adama.

Bir de alıntı yapayım Kenya yazısından;

"Bir bar müdavimi olup da barmenle muhabbet eden insanlara bazen özeniyorum ama böyle bir ilişki geliştirmenin ne kadar zaman ve para götürdüğünü bildiğimden hiç teşebbüs etmedim. 

Asistanlık zamanlarımızda İzmir’e yeni gelen bir arkadaşımız, liseden beri (o zamanlar 15, şimdilerde 30 yıldır) Kalyon’un müdavimi olan Ümit’e; 

 “Abi şimdi burada kızlarla nasıl tanışıyoruz?” diye sorunca Ümit bilge bir edayla;

“İlk üç yıl hiç kızlarla ilgilenmeden bu barın köşesinde dikileceksin” demişti."



Bir de bu aralar izlediğim ve sevdiğim iki belgesel serisi var. BBC Earth' te Ben Fogle denilen adam var. BBC Earth' de Vahşi Yaşama Dönüş diye belgeselleri var. Adada tek başına yaşayan, ormanda ailesiyle yaşayan, ne ararsanız var. Belgesellerini izlediğinizde minimalizmin dibini görüyorsunuz. En son Macaristan kırsalında yerleşen Julia Pryke ve Gareth Shone'u izledim. İki sevgili İngiltere' deki işlerini bırakıyorlar, paralarının yeteceği bir ev arıyorlar ve Macaristan' da ucuz bir çiftlik evi alıyorlar. Resmen harabe. Ama adamların umurunda değil.

İlginç yaşamlar. Para versen yapmam.

Yine BBC Earth' de Simon Reeve denilen bir adam var. Kuzey Amerika' dan Güney Amerika' ya belgesel çekimi yaparak dolaşıyor. Ülkelerin ve yerel halkların gerçek ve abartılmamış yaşamları gözler önüne seriliyor. Herkes Kanada' ya gitmek istiyor ya. Simon Reeve' in gözünden görün bir de Kanada' yı. San Francisco ' da ilginç. Hele Güney Amerika...

Sandaletli Seyyah' a selamlarımla,


Önder Güngör / 11 Aralık 2021 / Ankara

Tamamını oku
Tarih: Aralık 11, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Bir kadın gelir değiştirir seni

 Bir kadın gelir değiştirir seni




Evde miskin miskin oturmayı seversin, bir kadın gelir, kendini Afrika çöllerinde safari yaparken bulursun.

Ömründe iki satır kitap okumayı becerememişsindir, bir kadın gelir, duvardan duvara kütüphane yaparsın odalarını.

Müzik dinlemeyi sevmezsin, bir kadın gelir, elinde gitarla dolaşırsın.

Bütün gün evde televizyon karşısında uyuklarsın, bir kadın gelir, kendini dağda ovada koşarken bulursun,

Kalbine koca bir adam oturmuştur, bir kadın gelir, kalbin pır pır uçar.

Bir kadın gelir, her şeyi bırakır peşinden gidersin.



Bana sorarsan,

Bir kadın geldi değiştirdi beni. 30 yıldır değişiyorum. Hele bu aralar her huyumla ona benziyorum. Karıma.

Şikayetçi miyim? Hayır. Çok hoşuma gidiyor.

Önder Güngör / 09 Aralık 2021/ Ankara
Tamamını oku
Tarih: Aralık 04, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Her şey yalan mı?





Sahiden bunları yapabilmek mümkün müydü? Yoksa bir hayal dünyası mıydı.? Yoksa her şey bir rastlantıdan mı ibaretti?
Ya da dedikleri gibi bitmiş yaşanmış bir hayatı yeniden mi yaşıyorduk. Olacaklar önceden belirlenmiş miydi? Biz sadece sabah oynanmış bir maçın tekrarını akşam televizyonda izler gibi mi yaşıyorduk hayatımızı? Bu yazdıklarımı aslında çok önce mi yazmıştım?
Ya da milyonlarca tercih hakkımdan birini kullanmış bunları yazarken ben, başka bir ben diğer tercihini mi yaşıyordu? Ne kadara bölünmüştü yol. Kaç milyar taneydi? Ya da her biri başka bir birey miydi benden kopup giden. Benden bir şey kopup gitmesin diye yol ağzında tercih yapmamalı mıydım?
Peki her şey benim tercihimse al şimdi değiştirdim dediğimde niye değişmiyordu hiçbir şey. Kontrat mı istiyordu benden hayat. İmza mı atmalıydım alnıma?
Derin bir nefes aldığımda dünyadaki bütün havayı niye çekemiyordum? Niye duruyordu nefes? Niye sınırlanmıştı her şey.
Ya diğer insanlar. Eğer onlar benim tercihimse elimi şaklattığımdan niye “puff” diye yok olmuyorlardı? Ya da sen git dediğimde o niye halen daha orada duruyordu. Üstelik daha da burnumun dibinde bitiyordu.
Peki her şey için zaman gerekliyse, bazı şeyleri zamana bırakmam gerekiyorsa, peki o şeyler niye aniden oluyordu? Pat diye.
Bazıları günlerce hayalini kurarken dünya nasıl oluyordu da bazılarının ayakları altında oluyordu? Onlar daha mı hayalciydi?
Ya kuantuma ne demeli? Yoksa o da mı kandırıyordu bizi?

Yoksa bu hayatta, kanıyor muyduk? Bilmiyor muyduk?

Önder Güngör / Ankara / Aralık 2021
Tamamını oku