Tarih: Ağustos 21, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Kazdağları' nın yeni tanrısı Deremitos

Bu yazımı size Akçay Güre’ deki yazlıktan yazıyorum.

Hatta yazımı yazdığım mekanın bir görselini de aşağıya koyuyorum. Saat sabah 07.53.



Yöre halkının meşhur bir sözü vardır.

“Ağustos’ un yarısı yaz, yarısı kıştır.” diye. Ben de bu söze inanmaz hep dalga geçerdim.  ”Hangi yarısı? ilk yarısı mı son yarısı mı diye?” Gerçekten de öyleymiş. Bu yıl tüm Ağustos’u burada geçirmeye karar verdik. 21 Ağustostayız ve bu hafta akşamları kış gibi geçti.

Eğer deniz kenarında bir yerde uzun süre kaldıysanız ve “Hadi denize girelim” cümlesinin ardından “Hadi girelim” diyorsanız hava gerçekten deniz havasıdır. “Hadi denize girelim” cümlesinin ardından, “Sen gir ben sonra gireceğim” diyorsanız havalar soğumaya başlamıştır.

Buraların rüzgarı da meşhurdur. Her mevsim olur. Hatta yazlığın bulunduğu sahilin ucunda küçük bir burun vardır. Burnun diğer tarafı Edikoop tatil sitesidir. İki sahilde birbirlerine çok yakın, yürüme mesafesindedir. Yöre insanının meşhur bir sözü vardır. Bu sahilde rüzgar varsa Edikoop’ ta rüzgar yoktur. Edikoop’ ta rüzgar varsa burada rüzgar yoktur. Hangi plajda denize gireceğinize rüzgara göre karar verirsiniz.

Güre’ de meşhur İda Dağı’ nın (Kaz Dağları) hemen eteğindeyken, burayla ilgili bir hikaye yazmadan duramazdım. Tabii ki de yazdım. İşte aşağıda.

Yıllar yıllar önce, Zeus Kaz Dağları’ nda bir ağacın altında öğle saatlerinde uyuyormuş. Yarı tanrı yarı insan bir adam Zeus’ u uyandırmaya cüret etmiş. Zeus bu işe çok sinirlenmiş. “Ne diyorsun be adam.” diye haykırmış. Adam sakin bir sesle tekrarlamış.” “Tanrıların tanrısı Zeus, İda Dağı’ na yeni bir tanrı gelmiş. Herkes onu görmeye gidiyormuş. Sen de duy istedim.” demiş. “Yeni tanrı da kimmiş be adam.” diye uykulu uykulu haykırmış Zeus. Adam “Bilmiyorum, ama söylenene göre bundan sonra buranın tek tanrısı o olacakmış.” Zeus hışımla yerden kalkmış. Göğe doğru haykırarak kollarını kaldırmış. Kolları aniden kocaman kanatlara dönüşmüş. Hızlı hızlı kanatlarını çırpmış. Gözünü açtığında bugün Mersin olarak bilinen Zephyrion sahillerinde uçuyormuş. Hızla geri, adamın olduğu Kaz Dağları’ na geri dönmüş. “Nerede bu yeni tanrı denen adam, göster bana demiş.” Adam, “İda’ nın zirvesinde herkesi oraya çağırmış.” demiş. Zeus bir kanat çırpışıyla İda’ nın tepesine ulaşmış. Diğer bütün tanrılar, yarı tanrılar ve köylüler orada toplanmış. Tam o sırada gökte şimşekler çakmış, ışıklar parlamış. Bir ışık topuna sarılı halde yeni tanrı yeryüzüne inmiş. Zeus’ un beklediğinin aksine yeni tanrı erkek değil güzeller güzeli, zarif bir kadınmış. Zeus şaşkınlığını gizleyerek, yeni tanrıya, “Sen de kimsin? Benim dağımda ne arıyorsun?  Ben burada gördüğün her tanrının tanrısıyım.” demiş.

Kadın sakin ve zarif bir sesle, “Ben Deremitos. Birlik tanrısıyım.” demiş.

Zeus “Geldiğin yere geri dön. Burada istenmiyorsun.” demiş.

Deremitos, “Artık BİR olmanın zamanı geldi Zeus.” demiş.

Zeus, öyle bir öfkelenmiş ki tüm gücünü Deremitos üzerinde kullanmaya ve onu yok etmeye çalışmış. Ama hiçbir gücü ona kadar ulaşamamış. Karşısındaki tanrı gerçekten çok güçlü bir tanrıymış. Onunla baş edemeyeceğini anlayan Zues hızla kanatlarını çırpıp dağdan aşağıya inmiş. Yere yakın o kadar hızlı uçmuş ki yer gök sallanmış ve Assos’ tan Karadeniz’e kadar toprak yarılmış. Bugünkü Çanakkale ve İstanbul boğazları oluşmuş. Deremitos’ un yanına gelen Zeus “Bu deniz sınır olsun. Karşı tarafa git. Orada hüküm sür.” demiş. Ancak Deremitos sakin bir sesle “Olmaz Zeus. Artık BİR’ lik zamanı.” demiş. Ancak Zues yeni tanrıya “Eğer gitmezse bütün İda Dağı’ nı ve buralarda yaşayan herkesi yok edeceği tehditini savurmuş.” Zeus’ un bu hırçınlığı karşısında Deremitos, “Peki istediğin gibi olsun. Ama yeniden geleceğim. O zamana kadar yine buralarda olacağım” demiş ve kollarını havaya kaldırınca kocaman bir buluta dönüşmüş. Bütün körfezi ve dağı kaplamış. Günlerce yağmur yağmış, rüzgar esmiş. Dereler, göller dolmuş. Güneş yeniden çıkarken İda Dağı’ ndan son kez Deremitos’ un sesi duyulmuş. “Bu dağların her damla suyunda, her bir tohumunda, her bir çiçeğinde, her bir rüzgarında beni hatırlayın. Her rüzgarın fısıltısında beni duyun.” demiş.

Zeus yıllarca boğazlarla ikiye ayırdığı Trakya ve Anadolu’ yu yeniden birleştirmeye çalışmış, ancak deniz bir daha buna izin vermemiş. Deremitos’ un sesi her yağmur yağışında ve rüzgar esişinde hafiften İda Dağları’ nda halen daha duyuluyorumuş. Yıllar sonra Deremitos, Edremit’e adını vermiş.

Ne uydurdum ama.

Merak etmeyin insanlar uyduruk hikayeleri daha çok seviyorlar. Geçen yıllarda yine böyle bir hikaye uydurmuştum. Akşam rakı içiyor, şarkı dinliyordum. Sözlerinden etkilendiğim bir şarkıya uyduruk bir hikaye yazdım. Blogumdan kopyalayıp aldılar. Facebook’ ta Whatsapp’ ta paylşatılar. Sonra herkes, hikayenin gerçek olduğuna inandı.

Yakında bu uyduruk hikayemi de Yunan Mitolojisi kitaplarında görebilirsiniz.

Önder Güngör / 21 Ağustos 2021 / Güre Akçay

 

Tamamını oku
Tarih: Ağustos 02, 2021 Yazar: Yorum: 4 yorum

Rüya Satan Adam (Rüya Taciri)

 


Geçenlerde Netflix’ de Rüya Satan Adam (O Vendedor de Sonhos) diye bir film izledim. Alt yazı çevirmeni “Rüya Taciri” diye çevirmiş. Senaryosu basit, çoğu kez izlediğimiz senaryo türü daha sıradan bir  şekilde ele alınmış. Filmin gelişen olayları arasındaki bağlantı oldukça zayıf. Bu filmin konusu bakımından bir benzeri bizde de var. Mandıra Filozofu. Bence Mandıra Filozofu bir tık yukarıda.

Gelelim Rüya Satan Adam’ a.  Çok beğenmesem de filmin bir bölümünden kısa bir alıntı yapmak istiyorum. Ünlü psikolog, yaşadığı sıkıntılarla baş edemeyince intihara kalkışır ve bir iş merkezinin 12. katından atlamaya karar verir. Filmin ileriki bölümlerinde Rüya Taciri olduğunu öğrendiğimiz bir evsiz, polisin ikna edemediği adamın yanına giderek konuşmaya başlarlar. Aralarında bir takım konuşmalar geçer. Rüya Taciri, psikoloğa hayatı için bir virgül verebileceğini söyler. Ünlü psikolog ikna olur ve intihar etmekten vazgeçer. Daha sonra da evsiz adamla birlikte sokaklarda yaşamaya başlar. Evsiz adam bir çok kişi tarafından dinlenir, Guru ilan edilir.

Psikolog, oğlu ile ömrü boyunca doğru bir ilişki kuramamış, onu her alanda mükemmel olmaya zorlamıştır. Bu da oğlunun babadan nefret etmesine ve onunla iletişimi kesmesine neden olmuştur.

Filmin sonuna doğru psikoloğun oğlu daha fazla bu bunalıma dayanamaz ve intihar etmek için iş merkezinin üst karlarına çıkar ve pencere kenarında atlamak üzereyken, bu sefer ikna etmek için babası yanına gelir. Pencere kenarında otururlar. Baba oğlunu ikna etmekte zorlanır ve eğer atlamaya karar verirse ondan önce atlayacağını söyler. Ancak oğlunu intihardan vazgeçiremez. Konuşmalar devam eder ve baba, kendisi intihar etmek üzereyken Rüya Taciri’ nden bir virgül satın adlığını ve şimdi o virgülü oğluna satmak istediğini söyler. Oğlan virgülü alır.

Hepimizin hayatımızın her alanında kullanmak için bir virgüle ihtiyacı vardır.

 

Önder Güngör / 02 Ağustos 2021 / Ankara

Tamamını oku
Tarih: Ağustos 01, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Yaşanmamış yaşamlar




Erich Fromm der ki: ““Bütün kötülüklerin ve savaşların temelinde, yaşanmamış yaşamlar vardır.”

Yaşım ilerledikçe hayatımdan geriye sortiler yapıyorum. Yaşamak isteyip de yaşamadığım ne var diye. Bir sürü şey aklıma geliyor. Ne çok yapmak istediğim şey varmış? Aşağıda bir iki örnek verdim.

Yaşım 50. Çok mu geç acaba? Yoksa bir sonraki enkarnasyonda mı? Yoksa tam zamanı mı?

Zengin olmak istiyordum. Harland Sanders, KFC’ yi kurup başarıya ulaştığında 62 yaşındaydı. Momofuku Ando 48 yaşında başarıya ulaştı. Sam Walton, Wall-Mart’ ı kurduğunda 44 yaşındaydı. Birçok ünlü zengin 40’ ından 50’ sinden sonra zengin olmuş.

Yazar olmak istiyordum. Tolkien ilk Hobbit kitabının yayımladığında 45 yaşındaydı. Raymond Chandler’ ın ilk romanı “Büyük Uyku” 51 yaşındayken yayımlandı. Stan Lee; Spider Man, Daredevil, Captain America, The X-Man, The Fantastic Four, Iron Man, Thor çizgi romanlarına hayat veren adam. Ünlenmeye giden ilk çizgi romanlarını 40’ lı yaşlarından sonra çizdi. İlk romanından sonra, 58'ine dek yeni bir roman yazmayan Jose Saramago 58’inden sonra romanlarını yazdı. Frank McCourt 66 yaşında yayımladığı Angela'nın Külleri ile Pulitzer Ödülünü kazandı.

Dünyayı adam akıllı keşfetmek isterdim. Bunu yazınca eski bir gazete haberi aklıma geldi. Lena Teyze. 89 yaşında dünyayı dolaşıyormuş. Kristof Kolomb, Amerika’ ya ilk ayak bastığında 42 yaşındaydı.

Bir de şöhreti geç yakalayanlar var. Andrea Bocelli, 40’ ından sonra ünlendi. Morgan Freeman, Oscar’ı 57 yaşında aldığında şöhret basamağının tepesine yeni yeni ulaşmıştı. Mark Twain, onu dünyaya tanıtan eseri “Tom Sawyer’ın Maceraları”nı yayımladığında 41 yaşında, Amerikan edebiyatının ilk büyük eseri kabul edilen “Huckleberry Finn’in Maceraları”nı yayınladığında ise 50 yaşındaydı. Samuel L. Jackson ünlü olduğunda 43 yaşındaydı.

Peki yaşlılık ne o zaman? Kim yaşlı, neye göre yaşlı?

UNESCO ‘ ya göre yaşlılık tanımı şöyle: "Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa yaşlıdır". Diğer ifadeyle, yeni şeyler öğrenmiyorsa, artık şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa yaşlıdır.

Geçenlerde bir kitapta okudum. Hayal kurarak geçmişinizi değiştirebilirsiniz diyordu. Çünkü beyin zihninde yaratılan görüntünün geçmişte mi olduğu yoksa şimdi olduğu hakkında tam bir ayırt etme kapasitesine sahip değilmiş. Yani hayal ederek beyniniz dolayısıyla kendiniz kandırıp, yerine yeni anılar koyabilirsiniz?

Önder Güngör / 01 Ağustos 2021 / Ankara

 

Tamamını oku