Tarih: Temmuz 31, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Bu dansı bana lütuf eder misiniz?

 


Bu dansı bana lütuf eder misiniz?

Youtube’ dan Erol Evgin’ in 50.sanat yılı konserini dinliyorum.

Erol Evgin şarkı aralarında mini şovlar yapıyor. Birinde, biz eskiden kadınları “Bu dansı bana lütuf eder misiniz?” diye dansa kaldırırdık diyor.

Evet öyle yapardık. Şimdilerde bu davet cümlesini kullanan var mıdır? Bilemiyorum. Aslında gençlerin dans ettiğini de sanmıyorum. O duygusallıklar geçti artık.

Şu ömrümüzde neler gördük. Eskiden aşk için şiirler yazılırdı. Akrostiş yapardık aşıklarımıza. Platonik takılmak ayrı bir eğlenceydi. Evinin  önünden geçer, utangaç şekilde gizlice arkasından yürürdük. Okul sırasında onun yakınına oturmak için boyumuzu parmak uçlarımızla uzatır, ya da iki büklüm olup, kısaltmaya çalışırdık. Ya papatyalardan.....Whatsapp kullanmazdık. Tabii ki yoktu da ondan. Ama olsaydı da, “naber, orda mısın la, uyudun mu la?” gibi mesajlar atmazdık herhalde.

Erol Evgin hep eskilerden bahsediyor. “Siyah beyaz televizyonları hatırlar mısınız?” diye soruyor. Solandaki seyircilerin yarısından fazlası 50 yaş üstünde, en azından 45 yaş üstünde görülüyor. Tabii ki hatırlarlar.

Bizler siyah beyaz televizyonlardan, 37 ekran renkli televizyonlara, oradan da kocaman inçli LCD’ lere uzanan bir nesiliz.

Ben küçüklüğümde lambalı radyoları hatırlıyorum. Okul tatillerinde radyo televizyon tamircisinin yanında çalışırdım. Radyolar arızalandığında raflardan ona uygun lamba arardım. Transistörlü radyolar için dirençler, televizyonlar için entegreler yedek parçalardandı. En çok onlar arızalanır, hep onları değiştirirdik.

Size nasıl kaset doldurttuğumu şu yazımda anlatmıştım. Karışık Kaset.

Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz telefon bizim ilk telefonlarımızdandı. Telefonlara yazılır yıllarca evlerinize bağlanmasını beklerdiniz.



Geleceğin nasıl olacağını hayal etmek bilim adamlarının işi. Geçmişin nasıl olduğunu hatırlamak ise biz sıradan insanların işi.

Eskileri anmak, geçmişi hatırlamak çoğu insana daha eğlenceli, daha iyi gelir. Çünkü geçmişte bıraktığı insanlar, evler, hatta eşyalar vardır. Hep güzel anılar akla gelir. Akla gelen kötü anılar ise zaten bu zamana kadar baş edebildiğimiz, yendiğimiz ve hafızamızın bir kenarına koyduğumuz anılardır.




Önder Güngör / 31 Temmuz 2021 / Ankara

 

 

Tamamını oku
Tarih: Temmuz 15, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Titriyor ellerim.

 


Milas’ ın küçük bir köyündeydik. 8 ya da 9 yaşındaydım henüz.

Büyükler kendi aralarında konuşurlarken duydum. Bu akşam Giritli Hatçe’ nin evine gideceklerdi. Annem, Melahat Teyze, Perihan Teyze, Hatice Teyze kendi aralarında konuşuyorlardı. Giritli Hatçe Melahat Teyze’ nin kocası için büyü yapacaktı. Evinde fazla kalsın dışarılara gitmesin diyeymiş. O zamanlar bunun ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum. Meğerse adam başka kadınlara gidiyor, evine gece geç vakitte geliyor, parayı pulu etrafta yiyormuş.

Mahalledeki çocuklara haber verdim. Hepimiz gece boyunca Giritli Hatçe’ nin evinin önünde oynadık. Ta ki bizimkiler gözükene kadar. Oyundan sıkılmış gibi, Giritli Hatçe’ nin avlusuna daldık. Tabii ki bizi kovaladılar. Siz dışarda oynayın dediler. Bir şekilde olan biteni duvarın üstüne tırmanıp izlemeyi başardık.

Giritli Hatçe önce, Melahat Teyze’nin bir tülbente sarıp getirdiği eşyaları yere serilmiş beyaz bir çarşafın üstüne koydu. Uzaktan gördüğümüz kadarıyla birkaç tane saç, bir tane tıraş fırçası, bir gömlek ve bir çift ayakkabıydı. Bunlar Melahat Teyze’ nin kocasına aitti. Giritli Hatçe, saçları elinde tutup, dualar okuyup, Melahat Teyze’ ye bakarak bu saça bir daha senden başka hiç kimse dokunmasın diyerek, elindeki kibritle yaktı. Yüzüne senin elin ve bu fırça dışında kimsenin eli değmesin diyerek fırçayı tenceredeki suyun içine attı. Gömleği yere serdi ve Melahat Teyze’ nin ellerini gömleğin üzerine koyup, dualar okuduktan sonra, kocan hep elinin altında olsun dedi. En son olarak ayakkabıları birbirine bağladı ve onları da Melahat Teyze’ nin ayakkabılarına doladı, dualar okudu ve kocan ayaklarının dibinden ayrılmasın dedi.

Hepimiz şaşkınlıkla olup bitenleri izledik. Çocukluk ya her şeyi taklit etme alışkanlığımız vardı. Ertesi gün mahallenin çocukları bir araya geldik. Biz de büyü yapacaktık. Bizden iri yarı hiç sevmediğimiz bir çocuk vardı. Bazen bize çok kaba davranıyor, zorbalık yapıyordu. Aramızdan bazılarını da dövmüştü. Büyüyü ona yapacaktık. Ama bize saç, tıraş fırçası, gömlek ve ayakkabı lazımdı. Bunları bulmamız imkansızdı. Zaten Ünsal da çocuktu. Tıraş fırçası niye olsundu ki. Gömlek de giymezdi. Saçını nasıl alacaktık ki. En sonunda evinin önündeki ayakkabılarını çalmaya karar verdik. O iş benimdi. Kimseye gözükmeden Ünsal’ ın ayakkabılarını çaldım. Yere bir tane çuval parçası koyduk. Ayakkabıları üzerine bıraktık. Tam olarak nasıl bir büyü yapacağımızı bilmiyorduk. Birden aklıma bir fikir geldi. Biz onu eve bağlamaya çalışmıyorduk ki, bizim oyun alanımızdan uzak tutmak istiyorduk. O yüzden ayakkabılarını alıp, uzaklara fırlatmaya başladık. Yüksek sesle anlamsız sözler söyleyip ayakkabılarını uzağa fırlatıyor, bir daha buraya gelme Ünsal diye bağırıyorduk. Bunu her birimiz birkaç kez tekrarladık. Sonra da gülüşerek evlerinin önüne gidip, ayakkabılarını evinin kapısına fırlattık. Hep burada kal dedik.

Öğleden sonra Ünsal oyun alanımıza geldi. Etraftakileri itekleyip oynadıkları topu alarak oyunlarını bozdu. Sonra da topu atıp, siz maç yapın ben hakem olacağım dedi. Ağaçtan sizleri izleyeceğim diyerek tırmanmaya çalıştı. Ancak yüksekte ince bir dalı tutunca dal kırıldı ve yüksekten yere düştü. Hepimiz onun sert bir şekilde yere düşüşünü görünce kaçıştık. Çocukluk bu işte. Hiçbirimiz ona yardım etmedik. Gürültüleri doyan büyükler gelerek onu hastaneye götürdüler. Beli ve ayağı kırılmış. Aylarca evde alçılı bir şekilde yattı. Daha sonra da taşındılar gittiler. En son onun ağaçtan yere düşüşünü görmüştüm. Daha sonra hiç görmedim.

Bir daha da kimsenin ayakkabılarına elimi sürmedim.

 

Önder Güngör/ 15 Temmuz 2021 / Ankara

Tamamını oku
Tarih: Temmuz 11, 2021 Yazar: Yorum: 1 yorum

Duygusal Özgürlük Teknikleri

 Duygusal Özgürlük Teknikleri



Bob Doyle’ un Power kitabından bir bölümü aktarmak istiyorum. Duygusal Özgürlük Teknikleri başlıklı bu bölümde yazar, yüz bölgesindeki belirli noktalara yapılan küçük dokunuşlarla ruhsal durumunuzu dengeleyebileceğinizi savunmaktadır. Aslında bu tekniğin sahibi değildir. Uygulayıcısıdır. Hemen alıntıya başlayayım.



“Kullandığım ve tavsiye ettiğim en etkili teknikler arasında Gary Craig tarafından yaratılmış olan Duygusal Özgürlük Teknikleri yer almaktadır.

Bu tekniğin meridyen vuruşu olarak sınıflandırılabilecek pek çok şekli olmasına rağmen, EFT (Duygusal Özgürlük Teknikleri) fiili olarak kendi üzerimde büyük bir başarıyla uyguladığım ilk yollardan biridir.

Bu teknik hakkında bilgi edindikçe, tıpkı benim gibi siz de kendinizi kuşkucu hissederken bulabilirsiniz. Sonuç olarak, bu süreç özü itibariyle kendi kendinize konuşurken, vücudunuzun çeşitli bölgelerine hafifçe vurmanızı içeriyor. Bu teknik hakkında bilgi edindikten sonra yaklaşık bir yıl boyunca bunu kendi üzerimde ben bile denemedim, çünkü bunun nasıl işleyeceğini aklım almamıştı.

En sonunda bir iş arkadaşım, kendimi bir daha mutsuz hissettiğimde bu tekniğe bir şans verme konusunda beni ikna etti. Bu süreci gerecekten uyguladığımda birdenbire, Çekim Yasası öğretimimi EFT ile entegre etmenin öğrencilerimin elde ettiği sonuçları çarpıcı bir biçimde nasıl etkileyebileceğini anladım.

O zamandan beri, hepsinin etkili olduğu, kendine has tekniklere sahip pek çok EFT uygulayıcısı ile temasa geçtim.

Kendimi bir uygulayıcı olmaktan çok bir EFT hayranı olarak gördüğümden, sürecin tam anlamıyla açıklanmasını ve uygulanmasını, dahası bu uygulamanın gerçek uzmanına bırakmanın en uygun olduğunu düşündüm. Bu inanılmaz derecede güçlü sürecin, tarihçesini ve uyglanmasını size anlatması için arkadaşım Carol Look’ u seçtim.”

LCSW, DCH, EFT Uzmanı Carol Look’ un katkılarıyla Duygusal Özgürlük Teknikleri

EFT, bedenimizde sahip olduğumuz enerji meridyenleri üzerindeki geleneksel Çin akapunktur noktalarını dürtmek için, iğne yerine nazik vuruş tekniği kullanılan, psikolojik parmakla akapunktur tedavi şeklidir. Bu kişisel gelişim tekniği, elektrik akımları içerisindeki enerjiyi bloke eden, duygusal ve fiziksel semptomlarla sonuçlanan akapunktur teorisinden “alıntı yapmaktadır.” Vuruş, akapunktur iğnelerinin vücuda sokulmasının vücuttaki dengesizlikleri temizlemesi gibi, bu enerji tıkanmalarını da ortadan kaldırabilir.”

Resim

EFT yönteminde genel olarak tedavi, yukarda belirtilen akapunktur noktalarına;

·         Odaklanma

·         Sözelleştirme

·         Meridyen noktalarına hafifçe vuruşu

kapsamaktadır.

Kitaptan alıntıya devam ediyorum:

“EFT’ nin bu bileşenlerini -odaklanma, sözelleştirme ve vuruş- kaynaştırmak, enerji sistemini dengeliyormuş, duygusal stres ve fiziksel acıyı dindiriyormuş gibi görünür. Enerji sistemi dengesini yeniden canlandırmak, bedenin ve zihnin doğal iyileştirme yeteneklerine devam etmesine olanak sağlar. EFT güvenlidir, uygulanması kolaydır ve invaziv değildir. EFT aşağıdaki problemlerde başarıyla kullanılmıştır:

·         Şiddetli stres tepkileri

·         Uykusuzluk

·         Performans korkusu

·         Alerjiler

·         Kısıtlayıcı inançlar/Başarı ve servet yolundaki engeller

·         PTSD(Travma sonrası stres bozukluğu)

·         Çocukluk travması

·         Acı dindirme

·         Hafif ve şiddetli korkular(Fobiler)

·         Yemek, şeker, sigara ve diğer kimyasallar

·         Ve daha pek çoku….”

…..

“Esas itibarıyle EFT’ nin etkili olabilmesi için yapmanız gerekenler:

1.       Açık bir hedef belirleyin.

2.       EFT vuruş tedavisini hedef yönlendirin.

3.       Problemin ek açılarına göre vuruşlara devam edin.”

EFT ile ilgili olarak Bob Doyle’ un kitabından yapacağım alıntılar bu kadar. Devamını kitaptan okuyabilirsiniz.

Aşağıdaki video da Gary Craig' in Duygusal Özgürleşme Tekniği (EFT) ile ilgili tanıtımını izleyebilirsiniz.

Şimdi size bir çocukluk anımdan bahsetmek istiyorum. Ama çocukluk anım ona göre 😊

Küçükken vücudumda bir düğme arardım. Alemin zorla yapmamı istediği ya da zorla gitmek istediğim bir yerde aşırı derecede canım sıkıldığında, o düğmeye basıp sıkıntımı geçirebileceğimi düşünürdüm. Ya da hastalandığımda o düğmeye basıp her şeyi geride bırakacağıma inanırdım.  Vücudumdaki ağrının kaybolacağına, çürüyen ve ağrıyan dişimin aniden iyileşeceğine inanırdım.

Hatta bazen elimi bacağımın üzerinde gezdirir, o düğmeye dokunduğumu hayal ederim.

Keşke öyle bir düğmemiz olsaydı.

Daha önceki yazılarımda Taisha Abelar’ ın Büyü Geçişleri kitabından bahsetmiştim. Kaç kez okudum bilmiyorum.



İşte bu kitap sayesinde vücudumdaki düğmeyi bulmuştum.

Düğme basılacak bir nokta değil yapılacak bir hareketti.

“Clara güldü ve bir yudum su içti. "Değişmek için üç şartı yerine getirmemiz gerekir," dedi. "Önce, kararımızı yüksek sesle söyleriz ki istenç bizi duysun, ikincisi, farkındalığımızı uzun bir süre kullanmalıyız: Bir şeye başlayıp sonra onu cesaretimiz kırılır kırılmaz bırakamayız. Üçüncüsü, edimlerimizin sonuçlarını ondan tam bir bağımsızlıkla izlemeliyiz. Bu başarmak ya da başarısız olma düşünceleriyle uğraşamayız demektir.

Clara beni "Bu üç adımı izleyerek içindeki herhangi bir istenmeyen hissi ya da isteği değiştirebilirsin," diye temin etti.

Kuşkuyla "Bilmiyorum, Clara," dedim. "Senin söylediğin biçimiyle öyle basit görünüyor ki."

Ona inanmayı istemiyor değildim, yalnızca her zaman pratik bir insan olmuştum; ve pratik bir bakış açısından, davranışlarımı değiştirme görevi onun üç aşamalı programına rağmen tereddüt vericiydi.

Yemeğimizi tam bir sessizlik içinde bitirdik. Mutfaktaki tek ses bir kireçtaşı filtreden geçen suyun sürekli olarak damlamasıydı.

Bu bana özetlemenin yol açtığı yavaş yavaş temizlenme işleminin somut bir görüntüsünü anımsatıyordu. Birdenbire içimden bir iyimserlik taştı. Belki de aynı filtreden geçen su gibi damla damla, düşünce düşünce, kendini değiştirmek, arınmak olasıydı.

Üstümüzde, parlak ışıklar beyaz masa örtüsünün üstüne korkutucu gölgeler düşürüyordu. Clara yemek yeme çubuklarını bıraktı ve parmaklarını sanki masa örtüsünün üstünde gölgeden resimler yapıyormuş gibi bükmeye başladı. Onun her an bir tavşan ya da kaplumbağa yapmasını bekliyordum.

Sessizliği bozarak, "Ne yapıyorsun?" diye sordum.

"Bu bir iletişim biçimidir," diye açıkladı, "ama insanlarla değil, istenç dediğimiz güçle."

Clara serçe parmaklarını ve işaret parmaklarını uzattı, sonra başparmağını kalan iki parmağının ucuna değdirerek bir çember yaptı. Bana bunun o gücün dikkatini çekmek ve onu parmak uçlarında biten ya da başlayan enerji hatları yoluyla bedene girmesini sağlamak için yapılan bir işaret olduğunu söyledi.

Bana hareketi yeniden göstererek "Eğer onları bir anten gibi uzatırsan enerji işaret parmağı ve serçe parmağı yoluyla gelir," diye açıkladı. "Sonra enerji diğer üç parmakla yapılan çember tarafından hapsedilir ve içeride tutulur."

Bunun özel bir el pozisyonu olduğunu, bununla bedenimize onu sağaltmak ya da güçlendirmek ya da hislerimizi ve alışkanlıklarımızı değiştirmek için yeteri kadar enerjiyi çekebileceğimizi söyledi.”

Kitabın yazarı Taisha Abelar, don Juan Matus’un yönlendirmeleriyle, Meksika’daki bazı büyücüler tarafından eğitilen üç kadından birisidir. Eğer Carlos Castaneda okuduysanız Don Juan hakkında bilginiz vardır diye düşünüyorum.

Kitaptan bir alıntı daha bırakıyorum aşağıya:

"Daha fazla bilgi almayı çok istiyordum, ama onunla konuşma başlatana kadar, o bir sonraki yokuşun yarısına varmıştı bile. Ayaklarımı sürüyerek onu sonunda bir akarsuyun kenarında oturana kadar beş yüz metre daha izledim. Orada, ağaçların yaprakları o kadar sıktı ki artık göğü göremiyordum. Botlarımı çıkardım. Topuğumda bir yer su toplamıştı.

Clara yerden sert uçlu bir sopa aldı ve onunla ayağıma, başparmağımla ikinci parmağımın arasına, vurdu. Hafif elektrik akımı gibi bir şey baldırlarımdan yukarı bacaklarımın iç tarafına doğru tırmandı. Sonra beni dört ayak üstünde durdurdu ve, her seferinde bir ayağımı alarak, ayak tabanlarımı yukarı doğru çevirdi ve ayak başparmağımın altındaki çıkıntının tam altındaki noktaya vurdu. Ben acıyla bağırdım.

Hasta kişileri tedavi etmeye alışmış birisinin ses tonuyla “Bu o kadar kötü değildi,” dedi. “Klasik Çin doktorları bu tekniği zayıf düşmüş olanları canlandırmak ya da eşsiz bir dikkat durumu yaratmak için uygularlardı. Ama günümüzde bu gibi klasik bilgiler ölüyor.”

“Bu neden böyle, Clara?”

“Çünkü materyalizme verilen önem insanları ezoterik arayışlardan uzaklaşmaya götürdü.”

 

İnsanoğlunun bedenini ve ruhunu iyileştirmek için muazzam bir yeteneği var. Bazıları keşfedildi, bazıları unutuldu, bazıları ise hala içimizde. Kullanılmayı bekliyor. Basın düğmeye.


Önder Güngör / Ankara / 11 Temmuz 2021

 

 

 

Tamamını oku