Pandemi günleri, esnek çalışma mesaisinin olduğu
günlerdeydim.
Sabah erken uyanır, tekrar uyuyabilme umuduyla yataktan
dışarı çıkmazdım. Olan biten sesler kulağımda oynar dururdu. Zihnim dolu dizgin
at gibiydi.
Karşı apartmanın demirden bahçe kapısı açılır, her zamanki
adam kapıyı kapatmadan gider, birkaç saniye sonra kapının çarpma sesini
duyardım. Şişko komşuydu bu. Arabasına binerken arabanın üstüne tutunurdu.
Başka bir komşu arabasının kapısını açar hemen arabasına
binmezdi. Bilirdim, siyah hondası olan adamdı bu. Apartmandan çıkar çıkmaz
sigarasını yakar, yarıya kadar içer, yarısına gelmeden binmezdi arabasına. Geri
kalanının yere atardı. Söndürmeden.
Alt komşulardan biri kapıyı açar daha kapıyı kapatmadan
kontağını çevirirdi. Polo’ su olan komşuydu bu.
Kadın komşularımızda vardı. Arabaya bindikten dakikalar
sonra çalıştırırlardı arabalarını. Bilirdim onları da.
Bir de her sabah 07’ de bir araba geçerdi. Nedense hep bizim
evin önünde egsozu pat pat ederdi. Palioydu.
* Dün gece 02.00’ da Merkez Bankası Başkanı görevden
alınmış.
* Türkiye, ilk ülke olarak imzaladığı İstanbul
Sözleşmesi’ nden çekilmiş.·
* Dün Almanya tarafından, Dr. Özlem Türeci ile Prof. Dr. Uğur
Şahin’ e Almanya’nın en üst düzey devlet madalyası olan Yıldızlı Liyakat Nişanı
verilmiş. Tören’ de Almanya Cumhurbaşkanı ve Merkel hazır bulunmuşlar. Almanya
Cumhurbaşkanı Steinmeier konuşmaya Oscar Wilde’ ın şu sözüyle başlamış: “Gelecek,
henüz belirgin olmadan fırsatların farkına varabilenlere aittir.”
“Gelecek, henüz belirgin olmadan fırsatların farkına
varabilenlere aittir.” Oscar Wilde.
·*Facebook, bilgisayarları beynimizle kontrol
etmenizi sağlayan bir bileklik yapıyormuş. 5 yıldır kullandığım Mi bilekliğimden
3 gün önce ayrıldım ve bir daha takmamaya karar verdim. Oldu mu bu haber?
·* Çok ilginç bir haber: Yeni bir çalışmada,
yıldırımın yaşanabilir ortamlarda organizmalar için temel bir elementi mevcut
hale getirmeye yardımcı olduğu öne sürülmüş.
·* AB'den yeni mülteci planı: Vatandaşlarını geri
almayan ülkelere vize yaptırımı. Tamam da zaten vizesiz gelemiyorlardı. Yaptırım
yapa yapa elinizde yaptırım kalmayacak.
·* Euronews tr’ de “Dünyadaki tüm ülkeleri gezen
'en genç kişi', 22 yaşındaki Lexie ile tanışın” diye bir haber var. “10 Nisan
1998 Kaliforniya doğumlu bu Amerikalı genç kadın henüz 22 yaşında ve geçen sene
196 ülkeyi kapsayan dünya turunu tamamlayarak bu alanda Guinness Rekorlar
Kitabı'na girmeyi başardı.” diyor haberde. Amacı gezmek değil rekor kırmakmış.
Keşke amacı gezmek olsaymış. Ne anladım
o gezmekten.
Bugün neden bahsedelim?
Dün whatsapp ve instagram çöktü. Bir dakika içinde twitterda
30 bin mesaj atıldı. Belki de çok daha fazla. Sosyal medya delisi olduk çıktık.
Ancak bu durum tamamıyla normal. İnsan yaşadığı dönemin tüm özelliklerini yaşar.
Bu dönemde böyle bir dönem. Yadsımak hatadır.
Eğer Cristoph Columbus’ un bilgisayarı, cep telefonu,
interneti, playstation’ ı olsaydı Amerika’yı keşfetmek için uğraşmazdı. 😊
Salvador Dali günümüzde yaşasa “İnfluencer” olurdu.
Salvador Dali deyince aklıma, Varlık Dergisi’ nin Aralık 1975
yılında yayımlamış olduğu “Dehşetli gülerim ben” başlıklı Salvador Dali röportajı
geldi. Geçen hafta okumuştum.
Salvador Dali resmi : Living Still Life (Fransızca: Nature Morte Vivante )
“Dehşetli gülerim ben.” Salvador Dali.
Röportajdan (Varlık Dergisi Aralık 1975 , Sayı: 819 Çeviri
Zeki Kemal);
Soru: Eleştirmenler sizin çoğunlukla ticari kaygılar içinde
olduğunuzu söylüyorlar. Televizyonda bıyığınızı traş ediyor, türlü malların reklamında
adınızın kullanılmasına izin veriyormuşsunuz. Gerçekten ticari kaygılar içinde
misiniz?
Yanıt: Söyledikleriniz tam tamına doğru. Başkaları gibi Dali
de parayı sever. Bana göre altın mistik bir düşündür. Ortaçağ’ da mistiklerde
çamurdan altın yapmak için çalışmışlardı. Dahası ben kalkıp da Gerard Dou’ dan
söz edecek olsam, kimse dinlemez. Halk benim kişiliğimle ilgileniyor.
(Bu arada Gerard Dou, Hollandalı bir ressam)
“Başkaları gibi Dali de parayı sever.” Salvador Dali.
Soru: Öyleyse, şaşırtıcı davranışlarınız yapıtlarınıza ilgi
çekmeye mi yarıyor?
(Bu arada çok ağır bir soru olmuş bu. Hani kapak olmuş
derler ya o cinsten. Ama adamın cevabına bakın siz.)
Yanıt: Üstüne bastınız. 6 yaşımdan beri acayiplikler yaparım;
bir tabutun içine girdim. Başıma gülünç şapkalar geçirdim. Sonuç: kalabalıklar.
Ben de fırsattan yararlandım. İnsanlar hep “Dali reklamı sever” der, ben de “Tabii,
ama asıl reklam Dali’ yi çok sever.” derim.
Soru: Şimdi doğru söyleyin bana, kimi zaman, ama yalnızca
kimi zaman, yaptıklarınızla ilgilenen insanları alaya alıyor musunuz?
Yanıt: İnsanları asla alaya almam. Çok ciddiyimdir; belki de
trajik’ imdir. Çoğu zaman bir şey yaptıktan sonra, başlıyorum gülmeye, başkalarına
değil, kendime. Dehşetli gülerim ben. Bu gülme nöbetleri kimileyin o denli
şiddetlenir ki, yerlere yatmak zorunda kalırım. Bu, acı da verebilir. Ama bütün
bunlar, a posteriori (sonradan) olur. Bu anlarda ben, bütün bunların
gülünç olup olmadığının bilincinde değilimdir.
Soru: Gerçekten büyük bir sanatçı olduğunuza inanıyor
musunuz?
Yanıt: Yok yok. Diyelim ki Velazquez ya da Vermeer’ e oranla
ben pek alçak gönüllüyüm. Ama bugünün yaşayan sanatçılarıyla karşılaştırıldığımda,
onların en iyisiyim. Bunun nedeni benim çok iyi oluşum değil, onların çok kötü
sanatçı oluşlarıdır. Resim, benim, yalnızca küçük bir parçamdır. Matematik konusunda
da bilim konusunda da yazarım. Kişisel olarak şuna inanıyorum ki, sanatımdan
çok, beynimle daha ilgi çekiciyim.
“Kişisel olarak şuna inanıyorum ki, sanatımdan çok, beynimle
daha ilgi çekiciyim.” Salvador Dali
Soru: Şöyle söylemiştiniz daha önce: “Benimle gerçek deli
arasındaki tek fark, benim deli olmamamdır.” Öyleyse nesiniz siz?
Yanıt: Yıllar önce kişiliğimin ruhbilimsel yapısının paranoia
olduğunu kendi kendime buldum. Yaratıcılık sabuklamasaydı ( delirium of interpretation)
bu. Böyleyse, imgelerin öznel sabuklaması için bir bildirişim yöntemi
geliştirdim. Beynimin bu zorlu düzenleme gücü, yaşamımın yapıtıdır.
Sabuklama
“Benimle gerçek deli arasındaki tek fark, benim deli
olmamamdır.” Dali.
Aşağıda Salvador Dali’ nin bıyıkları ve resmi üzerine bir
röportajı var. İyi seyirler.
Röportajda bahsedilen, Sir Laurence Olivier' a ait porte aşağıda.
Dali, Sir Laurence Olivier' ın portresini çizerken.
Dali tarafından çizilen Sir Laurence Olivier' ın portresi
Remzi Kitabevi' nin YOGA kitabı. 1993 yılında henüz evlerde internet tek tük. Çevirmeli bağlantı ile ODTÜ' den internete giriş ver. DOS ekranından. Windows 95' in daha iki yılı var. (Windows 95 çıktığında bizim için devrim niteliğindeydi.) Youtube daha ana karnına bile düşmemiş. CD' lerde YOGA eğitimleri yok. Ashram' lar sayıyla. Anlayacağınız, elinize şarkı listesini alıp, Zafer Çarşısındaki kasetçilere gidip, karışık kaset yaptırdığımız günlerdeyiz. Adlarını kitaplardan okuduğumuz, duyduğumuz rockçıların albümlerinin peşinde koştuğumuz günler. Santana 'nın, U2 'nun, The Doors' un, Pink Floyd' un, Jethro Tull' ın, Jimi Hendrix',in...
Sokaklarda son model Doğan SLX' ler dolaşıyor. Zeki Müren 'i canlı dinliyoruz.
Cem Adrian daha 13 yaşında.
Ankaray ve Ankara Metrosu henüz yok.
Güzel karım Gamze' yle tanışmama daha bir yıl var.
Elimde YOGA kitabı, ardışık hareketlerin nasıl yapılacağını pür dikkat okuyarak öğrenmeye çalışıyorum. Örneğin parsvottanasana' yı doğru bir şekilde yapmaya çalışıyorum.
Bugün 13 Mart 2021.
Sabah saat 07.30. Youtube' da milyonlarca YOGA videolarından birini izledim. King Crimson' un Epitaph şarkısını açtım.
Feza Seyahatleri Ruhlarla Görüşmeye Tesir Eder mi?
Aşağıda kapak resmini koyduğum Ruh ve Madde dergisinin Ekim 1961 sayısından aldığım bir yazı başlığı bu şekilde.
Ruh ve Madde Ekim 1961 Sayı 21
Yazı başlığında Silver Birch' in gözüyle Feza Seyahatleri Ruhlarla Görüşmeye Tesir Eder mi? Two Worlds' dan (Eylül 1961 sayısından) çeviri yazısı diyor. Çeviriyi Jale Gizer yapmış.
"Bir adam roketle fezaya fırlatıldığı zaman bu, ruh aleminde acaba nasıl bir kargaşalık husule getirir?"
Bu sual Hannan Swaffer' in hususi celselerine rehberlik eden Silver Birch' e sorulduğu zaman o şöyle bir cevap verdi.
"Bu bize tesir etmez. Bizim dünyamıza gelmenin yalnız bir yolu vardır. Bunun içinde rokete ihtiyacınız yoktur. Bu, (roket) tamamen fizik plan seviyesindedir. Madde ve ruh alemi arasındaki maniaları yıkabileceğiniz teknik ve ilmi, bir yol mevcud değildir."
Hazirundan biri sordu:"Bize bir çok defa dünya varlıklarıyla temasın zorluğundan bahsetmiştiniz."
Rehber cevap verdi:"Bu tamamile farklı bir durumdur."
Aynı şahıs sordu:"Yakın bir gelecekte atmosferin üstünde, dünya etrafında dönmeğe muvaffak olacağız. O zaman ruhlarla temasımız kolaylaşacak mı?"
Silver Birch:"Hiç bir suretle" diye cevap verdi.
Yazıyı okuduktan sonra ilk olarak Two Worlds dergisinin Eylül 1961 sayısını internetten aradım. Sadece 1961 Ocak ayına ait bir dergi satış ilanı gördüm. Google' da onun dışında dergi hakkında hiç bir şey bulamadım. Ancak Yandex' te arama yaptığımda, Emma Hardinge Britten tarafından İngiltere'nin Manchester kentinde 1887'de kurulan spiritualist haftalık dergi olduğu, uzun yıllar boyunca İngiltere'nin kuzeyindeki spiritualistlerin sesi olduğu ve 1960 yılında rakibi ile birleşerek aylık olarak yayımlanmaya başladığı ile ilgili bilgiler vardı.
Silver Birch ile ilgili arama yaptığımda ise ülkemizde yayımlanmış iki kitabı olduğunu öğrendim. Büyük Ruh'un Habercisi-1 ve 2. Silver Birch büyük ihtimalle takma adı.
Yazıyı okuduktan sonra niye bunları araştırdım?
Çünkü seans sırasında sorulan sorular pes artık dedirtti. Öncelikle böyle bir seansın yapılıp yapılmadığını, böyle bir derginin varlığı ve kişiler hakkında bende kuşku uyandırmıştı.
Çünkü, eskiden ruhçuluğun şu ana göre daha ileride olduğuna inanan kişilerdenim.
Roketle ruh arasında bağlantı kurmaya çalışan bir kişinin böyle bir seansta yer alması beni çok şaşırttı.
Bugün 06 Mart 2021. Geçen yıl bu zamanlarda kapanmıştı
Türkiye.
Haber başlıklarına bakıyorum.
Euronews.tr’ de bir haber. “BM: 2019'da dünya genelinde
931 milyon metrik ton gıda israf edildi”
Haberin detayı şu şekilde:
Birleşmiş Milletler Çevre Ajansı'nın (UNEP), gıda atığı
ve plastik kirliliğine karşı çalışmalarıyla bilinen WRAP isimli sivil toplum
kuruluşuyla birlikte yayınladığı 2021 gıda israfı endeksine göre, 2019'da dünya
genelinde 931 milyon metrik ton (1,03 milyar ton) gıda israf edildi.
Bu, peş peşe sıralanan 23 milyon kamyon dolusu israf
edilmiş gıda anlamına geliyor.
İşin kötü yanı, bu israfın toplam üretimin yüzde 17'sinin
daha insanoğlunun damağına değmeden çöpe atılmış olması diyor.
Birleşmiş Milletler' e göre, atığın çoğu (yüzde 61) evlerde
yaşanıyor. İsrafın yüzde 26'sı gıda hizmetleri sektöründe ve yüzde 13'ü de
perakendecilerin elinde yaşanıyor.
Dünya genelinde üretilen gıdaların %17'si insan damağına ulaşmadan atılıyor.
Gıda israfının;
%61’ i evlerde,
%26’ sı hizmet sektöründe,
%13’ ü perakendecilerde,
meydana geliyor.
Gıdaların büyük bir çoğunluğu evlerden atılıyor.
Gıdaların %26' sı hizmet sektörü tarafından atılıyor.
Bu kabul edilebilir bir şey değil. Düşünsenize üretilen
gıdanın neredeyse daha 5’ te 1 i insan tarafından tadılmadan yok oluyor.
Yukarıdaki tabloya göre ise herkes bu işten sorumlu.
Elon Musk Mars’ta su arayacağına Afrika’ da su arasın,
insanlığa daha büyük hizmet eder diye.
Anlayacağınız dünya bildik dünya. Hiçbir zaman değişmeyecek.
Buradan da anlaşılacağı gibi önemli olan toplumların değil bireylerin
yaratacağı fark. Diyeceksiniz ki bu ne kadar etkili olur. Yıllar önce bir
üniversitede diyabetle ilgili bir konferansa katılmıştım. Bir profesör üniversitede
yaptıklarını anlatıyordu. İyi de övünüyordu. Haklı bir övünmeydi ama. Şu sözü
beni çok etkilemişti. “Türkiye’ de üniversitelerdeki ya da Kurumlardaki birçok
iyi gelişmenin nedeni Kurumsal bir anlayıştan kaynaklanmaz, idealist bir
kişinin kişisel çalışmalarından kaynaklanır.” Bunu uzunca düşündüm. Hatta
birçok yerde bu sözün doğruluğu defalarca gözlerimin önüne serildi. Gerçekten tıp
fakültesi üniversite hastanelerinde birçok özel tedavi bölümü o konuda idealist
hocaların çalışmaları ve uğraşları sonucu oluşmuştu. Sanat, müzik, tiyatro, belediyecilik,
şehircilik, doğa ve daha aklınıza hangi konu geliyorsa “şu kişinin zamanında”, “şu
kişinin büyük uğraşları sayesinde” gibi cümleleri çok sık kurarız. Lafı
uzatmayayım, bu anlattıklarımdan şuraya gelmek istiyorum. Bir bireyi küçümsemeyin.
Birçok bireyin hayatını değiştirecek, birçok kişinin hayatına dokunacak büyük
eserler o bir birey tarafından gerçekleştiriliyor.
Haberlere devam….
Nature Dergisi’ nden bir haber. Makalenin yazarlarından biri
de Türk. Haberin başlığı: Egzersiz
kemikte bağışıklık hücreleri oluşturur.
Kemik iliğinde özel bir kemik hücresi öncüsü türü
tanımlanmıştır ve harekete yanıt olarak lenfosit adı verilen bağışıklık
hücrelerinin oluşumunu desteklediği gösterilmiştir.
Geçenlerde Euronews.tr’ de bir haber daha okumuştum. Her
şeyin yavaşladığı 2020’de küresel ısınma hız kesmedi diye.
“Küresel Karbon Projesine göre karbondioksit emisyonları
da, sadece %7 oranında olsa bile düşüş kaydetti. Nature’da yakın zaman önce
yayımlanan bir çalışmaya göre 2020’nin ilk yarısında karbon emisyonlarında
görülen düşüşün ardındaki neden, sanayide ve havacılıkta yaşanan daralmadan
ziyade kara taşımacılığının ve enerji üretiminin sekteye uğraması olmuş.
Sınırlamaların hafifletilmesiyle beraber eski emisyon seviyelerine geri
dönüldü.”
Yazımın ilk başındaki haberde gıda israfı haberini okumuştunuz.
Gıda israfı, su israfı, çevre kirliliği, dünya karbon salınımı vb.. haberler
bir milyon defa yapılsa, iki milyon kamu spotu çekilse de bu konularda toplumsal
algının yaratılamayacağını düşünenlerdenim. Çaba yukarıda da anlattığım gibi bireysel
ve kişisel olacaktır. Bilgilendirme ve kamu spotlarıyla bu bireylerin sayısı
artar o kadar. Daha fazlası olmaz. Çünkü günümüzün toplumu egoist-bencil- bir toplumdur.
Değişmesi onlarca yıl alır. Herkes, herkesi şikayet eder ama başkasını eleştirdiği
her türlü davranışı kendisi yapar. Günümüzün hastalığı.
Sonuç.
Dünya 5 kez yok olmuş. 6. (Altıncı) yok oluştayız. Bu demek
ki daha önce 5 kere yok olmuşuz ve onların hiçbirini engelleyememişiz. Altıncısı
yolda. Zaten bu sürecin engellenemeyeceğini düşünenler şu sıralar Mars’ a olan
ilgilerini arttırmış durumdalar.
Bugünkü yazımı Elizabeth Kolbert’ in “Altıncı Yok Oluş”
kitabından alıntı yaparak sonlandırmak istiyorum.
Crutzen görüşünü Nature dergisinde yayınlanan “İnsanoğlunun
Jeolojisi” başlıklı kısa bir makalede yazdı. “Günümüzün, pek çok yönden insan
egemenliğindeki jeolojik devresine “Antroposen” adını vermek uygun görünüyor.” Gözlemini
aktarıyordu. İnsanların etkiledikleri jeolojik ölçüdeki pek çok değişiklik arasında
şunları sayıyordu.
• İnsan faaliyetleri gezegenin toprak yüzeyinin üçte biri
ile yarısı arasında bir bölümünde dönüşüm yarattı.
• Dünyanın büyük nehirlerinden çoğu üzerinde baraj
kuruldu ya da yatakları değiştirildi.
• Gübre fabrikaları tüm karasal ekosistemlerin doğal
olarak açığa çıkardığından daha fazla nitrojen üretiyor.
• Balık çiftlikleri okyanusların kıyı sularının birincil
üretiminin üçte birinden fazlasını ortadan kaldırıyor.
• İnsanlar dünyanın ulaşılabilir tatlı su kaynaklarının
yarısından fazlasını kullanıyor.
"Daha da önemlisi, insanlar atmosfer kompozisyonunu
değiştirdi" diyordu. Fosil yakıtların yanması ve ormanların yok olması bir
araya gelince, havadaki karbondioksit konsantrasyonu son iki yüzyılda yüzde
kırk yükselirken, daha etkili bir sera gazı olan metan konsantrasyonu iki
kattan fazla arttı. Crutzen, küresel iklimin "İnsan kökenli bu emisyonlar
nedeniyle önümüzdeki birkaç bin yıl boyunca doğal davranışından önemli ölçüde
uzaklaşması olasıdır" diye yazmıştı.
Crutzen çok iyi niyetli bir öngörüde bulunmuş. Önümüzdeki
birkaç bin yıldan bahsediyor.