Tarih: Mart 21, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Ben yola gelmem, yol bana gelsin(*)



Pandemi günleri, esnek çalışma mesaisinin olduğu günlerdeydim.

Sabah erken uyanır, tekrar uyuyabilme umuduyla yataktan dışarı çıkmazdım. Olan biten sesler kulağımda oynar dururdu. Zihnim dolu dizgin at gibiydi.

Karşı apartmanın demirden bahçe kapısı açılır, her zamanki adam kapıyı kapatmadan gider, birkaç saniye sonra kapının çarpma sesini duyardım. Şişko komşuydu bu. Arabasına binerken arabanın üstüne tutunurdu.

Başka bir komşu arabasının kapısını açar hemen arabasına binmezdi. Bilirdim, siyah hondası olan adamdı bu. Apartmandan çıkar çıkmaz sigarasını yakar, yarıya kadar içer, yarısına gelmeden binmezdi arabasına. Geri kalanının yere atardı. Söndürmeden.

Alt komşulardan biri kapıyı açar daha kapıyı kapatmadan kontağını çevirirdi. Polo’ su olan komşuydu bu.

Kadın komşularımızda vardı. Arabaya bindikten dakikalar sonra çalıştırırlardı arabalarını. Bilirdim onları da.

Bir de her sabah 07’ de bir araba geçerdi. Nedense hep bizim evin önünde egsozu pat pat ederdi. Palioydu.

Öğleden sonraki yatak keyiflerimde, sütçüyü, sebzeciyi, fırıncıyı bilirdim hep. Kornaları farklıydı.

Saat 14’ den sonra kargocuların arabaları gelirdi. Sürgülü kapılarından bilirdim onları.

Ben deniz kenarındaki odamda,
Pencereye hiç bakmadan
Dışardan gecen kayıkların
Karpuz yüklü olduğunu bilirim.

 Deniz, benim eskiden yaptığım gibi,
Aynasını odamın tavanında
Dolaştırıp beni kızdırmaktan
Hoşlanır.

Yosun kokusu
Ve sahile çekilmiş dalyan direkleri
Sahilde yasayan çocuklara
Hiçbir şey hatırlatmaz.

Orhan Veli

 

 


Önder Güngör / Ankara / 21 Mart 2021


(*) Başlık: Kahraman Deniz şarkısından

 

Tamamını oku
Tarih: Mart 20, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Dehşetli gülerim ben.

 


Bugün 20 Mart 2021, Cumartesi

Günün haberleri şu şekilde:

* Dün gece 02.00’ da Merkez Bankası Başkanı görevden alınmış.

* Türkiye, ilk ülke olarak imzaladığı İstanbul Sözleşmesi’ nden çekilmiş.·   

Dün Almanya tarafından,  Dr. Özlem Türeci ile Prof. Dr. Uğur Şahin’ e Almanya’nın en üst düzey devlet madalyası olan Yıldızlı Liyakat Nişanı verilmiş. Tören’ de Almanya Cumhurbaşkanı ve Merkel hazır bulunmuşlar. Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier konuşmaya Oscar Wilde’ ın şu sözüyle başlamış: “Gelecek, henüz belirgin olmadan fırsatların farkına varabilenlere aittir.”

 

“Gelecek, henüz belirgin olmadan fırsatların farkına varabilenlere aittir.” Oscar Wilde.

 

·      *  Facebook, bilgisayarları beynimizle kontrol etmenizi sağlayan bir bileklik yapıyormuş. 5 yıldır kullandığım Mi bilekliğimden 3 gün önce ayrıldım ve bir daha takmamaya karar verdim. Oldu mu bu haber?

·        Çok ilginç bir haber: Yeni bir çalışmada, yıldırımın yaşanabilir ortamlarda organizmalar için temel bir elementi mevcut hale getirmeye yardımcı olduğu öne sürülmüş.

·         AB'den yeni mülteci planı: Vatandaşlarını geri almayan ülkelere vize yaptırımı. Tamam da zaten vizesiz gelemiyorlardı. Yaptırım yapa yapa elinizde yaptırım kalmayacak.

·        Euronews tr’ de “Dünyadaki tüm ülkeleri gezen 'en genç kişi', 22 yaşındaki Lexie ile tanışın” diye bir haber var. “10 Nisan 1998 Kaliforniya doğumlu bu Amerikalı genç kadın henüz 22 yaşında ve geçen sene 196 ülkeyi kapsayan dünya turunu tamamlayarak bu alanda Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeyi başardı.” diyor haberde. Amacı gezmek değil rekor kırmakmış. Keşke amacı gezmek olsaymış.  Ne anladım o gezmekten.

Bugün neden bahsedelim?

Dün whatsapp ve instagram çöktü. Bir dakika içinde twitterda 30 bin mesaj atıldı. Belki de çok daha fazla. Sosyal medya delisi olduk çıktık. Ancak bu durum tamamıyla normal. İnsan yaşadığı dönemin tüm özelliklerini yaşar. Bu dönemde böyle bir dönem. Yadsımak hatadır.

Eğer Cristoph Columbus’ un bilgisayarı, cep telefonu, interneti, playstation’ ı olsaydı Amerika’yı keşfetmek için uğraşmazdı. 😊

Salvador Dali günümüzde yaşasa “İnfluencer” olurdu.

Salvador Dali deyince aklıma, Varlık Dergisi’ nin Aralık 1975 yılında yayımlamış olduğu “Dehşetli gülerim ben” başlıklı Salvador Dali röportajı geldi. Geçen hafta okumuştum.

 Salvador Dali resmi : Living Still Life (Fransızca: Nature Morte Vivante )


“Dehşetli gülerim ben.” Salvador Dali.

Röportajdan (Varlık Dergisi Aralık 1975 , Sayı: 819 Çeviri Zeki Kemal);

Soru: Eleştirmenler sizin çoğunlukla ticari kaygılar içinde olduğunuzu söylüyorlar. Televizyonda bıyığınızı traş ediyor, türlü malların reklamında adınızın kullanılmasına izin veriyormuşsunuz. Gerçekten ticari kaygılar içinde misiniz?

Yanıt: Söyledikleriniz tam tamına doğru. Başkaları gibi Dali de parayı sever. Bana göre altın mistik bir düşündür. Ortaçağ’ da mistiklerde çamurdan altın yapmak için çalışmışlardı. Dahası ben kalkıp da Gerard Dou’ dan söz edecek olsam, kimse dinlemez. Halk benim kişiliğimle ilgileniyor.

(Bu arada Gerard Dou, Hollandalı bir ressam)

“Başkaları gibi Dali de parayı sever.” Salvador Dali.

Soru: Öyleyse, şaşırtıcı davranışlarınız yapıtlarınıza ilgi çekmeye mi yarıyor?

(Bu arada çok ağır bir soru olmuş bu. Hani kapak olmuş derler ya o cinsten. Ama adamın cevabına bakın siz.)

Yanıt: Üstüne bastınız. 6 yaşımdan beri acayiplikler yaparım; bir tabutun içine girdim. Başıma gülünç şapkalar geçirdim. Sonuç: kalabalıklar. Ben de fırsattan yararlandım. İnsanlar hep “Dali reklamı sever” der, ben de “Tabii, ama asıl reklam Dali’ yi çok sever.” derim.






Soru: Şimdi doğru söyleyin bana, kimi zaman, ama yalnızca kimi zaman, yaptıklarınızla ilgilenen insanları alaya alıyor musunuz?

Yanıt: İnsanları asla alaya almam. Çok ciddiyimdir; belki de trajik’ imdir. Çoğu zaman bir şey yaptıktan sonra, başlıyorum gülmeye, başkalarına değil, kendime. Dehşetli gülerim ben. Bu gülme nöbetleri kimileyin o denli şiddetlenir ki, yerlere yatmak zorunda kalırım. Bu, acı da verebilir. Ama bütün bunlar, a posteriori (sonradan) olur. Bu anlarda ben, bütün bunların gülünç olup olmadığının bilincinde değilimdir.

Soru: Gerçekten büyük bir sanatçı olduğunuza inanıyor musunuz?

Yanıt: Yok yok. Diyelim ki Velazquez ya da Vermeer’ e oranla ben pek alçak gönüllüyüm. Ama bugünün yaşayan sanatçılarıyla karşılaştırıldığımda, onların en iyisiyim. Bunun nedeni benim çok iyi oluşum değil, onların çok kötü sanatçı oluşlarıdır. Resim, benim, yalnızca küçük bir parçamdır. Matematik konusunda da bilim konusunda da yazarım. Kişisel olarak şuna inanıyorum ki, sanatımdan çok, beynimle daha ilgi çekiciyim.

“Kişisel olarak şuna inanıyorum ki, sanatımdan çok, beynimle daha ilgi çekiciyim.” Salvador Dali

Soru: Şöyle söylemiştiniz daha önce: “Benimle gerçek deli arasındaki tek fark, benim deli olmamamdır.” Öyleyse nesiniz siz?

Yanıt: Yıllar önce kişiliğimin ruhbilimsel yapısının paranoia olduğunu kendi kendime buldum. Yaratıcılık sabuklamasaydı ( delirium of interpretation) bu. Böyleyse, imgelerin öznel sabuklaması için bir bildirişim yöntemi geliştirdim. Beynimin bu zorlu düzenleme gücü, yaşamımın yapıtıdır.

Sabuklama


“Benimle gerçek deli arasındaki tek fark, benim deli olmamamdır.” Dali.

Aşağıda Salvador Dali’ nin bıyıkları ve resmi üzerine bir röportajı var. İyi seyirler.


Röportajda bahsedilen, Sir Laurence Olivier' a ait porte aşağıda.

Dali, Sir Laurence Olivier' ın portresini çizerken.


Dali tarafından çizilen Sir Laurence Olivier' ın portresi



Ankara’ da güneş çıktı ama hava karanlık.

Önder Güngör / 20.03.2021 / Ankara

 

 

 

 

Tamamını oku
Tarih: Mart 13, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Eski Yoga Günlerim

 İlk Yoga kitabımı 1993 yılında almıştım.

Remzi Kitabevi' nin YOGA kitabı. 1993 yılında henüz evlerde internet tek tük. Çevirmeli bağlantı ile ODTÜ' den internete giriş ver. DOS ekranından. Windows 95' in daha iki yılı var. (Windows 95 çıktığında bizim için devrim niteliğindeydi.) Youtube daha ana karnına bile düşmemiş. CD' lerde YOGA eğitimleri yok. Ashram' lar sayıyla. Anlayacağınız, elinize şarkı listesini alıp, Zafer Çarşısındaki kasetçilere gidip, karışık kaset yaptırdığımız günlerdeyiz. Adlarını kitaplardan okuduğumuz, duyduğumuz rockçıların albümlerinin peşinde koştuğumuz günler. Santana 'nın, U2 'nun, The Doors' un, Pink Floyd' un, Jethro Tull' ın, Jimi Hendrix',in...

Sokaklarda son model Doğan SLX' ler dolaşıyor. Zeki Müren 'i canlı dinliyoruz.

Cem Adrian daha 13 yaşında.

Ankaray ve Ankara Metrosu henüz yok.

Güzel karım Gamze' yle tanışmama daha bir yıl var.

Elimde YOGA kitabı, ardışık hareketlerin nasıl yapılacağını pür dikkat okuyarak öğrenmeye çalışıyorum. Örneğin parsvottanasana' yı doğru bir şekilde yapmaya çalışıyorum.


Bugün 13 Mart 2021.

Sabah saat 07.30. Youtube' da milyonlarca YOGA videolarından birini izledim. King Crimson' un Epitaph şarkısını açtım.


Ankara / Önder Güngör



Tamamını oku
Tarih: Mart 07, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Feza Seyahatleri Ruhlarla Görüşmeye Tesir Eder mi?

 Feza Seyahatleri Ruhlarla Görüşmeye Tesir Eder mi?

Aşağıda kapak resmini koyduğum Ruh ve Madde dergisinin Ekim 1961 sayısından aldığım bir yazı başlığı bu şekilde.

Ruh ve Madde Degisi Ekim 1961 Sayı 21
Ruh ve Madde Ekim 1961 Sayı 21

Yazı başlığında Silver Birch' in gözüyle Feza Seyahatleri Ruhlarla Görüşmeye Tesir Eder mi? Two Worlds' dan (Eylül 1961 sayısından) çeviri yazısı diyor. Çeviriyi Jale Gizer yapmış.

"Bir adam roketle fezaya fırlatıldığı zaman bu, ruh aleminde acaba nasıl bir kargaşalık husule getirir?"

Bu sual Hannan Swaffer' in hususi celselerine rehberlik eden Silver Birch' e sorulduğu zaman o şöyle bir cevap verdi.

"Bu bize tesir etmez. Bizim dünyamıza gelmenin yalnız bir yolu vardır. Bunun içinde rokete ihtiyacınız yoktur. Bu, (roket) tamamen fizik plan seviyesindedir. Madde ve ruh alemi arasındaki maniaları yıkabileceğiniz teknik ve ilmi, bir yol mevcud değildir."

Hazirundan biri sordu:"Bize bir çok defa dünya varlıklarıyla temasın zorluğundan bahsetmiştiniz."

Rehber cevap verdi:"Bu tamamile farklı bir durumdur."

Aynı şahıs sordu:"Yakın bir gelecekte atmosferin üstünde, dünya etrafında dönmeğe muvaffak olacağız. O zaman ruhlarla temasımız kolaylaşacak mı?"

Silver Birch:"Hiç bir suretle" diye cevap verdi.

Yazıyı okuduktan sonra ilk olarak Two Worlds dergisinin Eylül 1961 sayısını internetten aradım. Sadece 1961 Ocak ayına ait bir dergi satış ilanı gördüm. Google' da onun dışında dergi hakkında hiç bir şey bulamadım. Ancak Yandex' te arama yaptığımda, Emma Hardinge Britten tarafından İngiltere'nin Manchester kentinde 1887'de kurulan spiritualist haftalık dergi olduğu, uzun yıllar boyunca İngiltere'nin kuzeyindeki spiritualistlerin sesi olduğu ve 1960 yılında rakibi ile birleşerek aylık olarak yayımlanmaya başladığı ile ilgili bilgiler vardı.

Silver Birch ile ilgili arama yaptığımda ise ülkemizde yayımlanmış iki kitabı olduğunu öğrendim. Büyük Ruh'un Habercisi-1 ve 2. Silver Birch büyük ihtimalle takma adı.

Yazıyı okuduktan sonra niye bunları araştırdım?

Çünkü seans sırasında sorulan sorular pes artık dedirtti. Öncelikle böyle bir seansın yapılıp yapılmadığını, böyle bir derginin varlığı ve kişiler hakkında bende kuşku uyandırmıştı.

Çünkü, eskiden ruhçuluğun şu ana göre daha ileride olduğuna inanan kişilerdenim.

Roketle ruh arasında bağlantı kurmaya çalışan bir kişinin böyle bir seansta yer alması beni çok şaşırttı.


Önder Güngör / Ankara / 07 Mart 2021

Tamamını oku
Tarih: Mart 06, 2021 Yazar: Yorum: 0 yorum

Egzersiz bağışıklığı arttırır.

Bugün 06 Mart 2021. Geçen yıl bu zamanlarda kapanmıştı Türkiye.

Haber başlıklarına bakıyorum.

Euronews.tr’ de bir haber. “BM: 2019'da dünya genelinde 931 milyon metrik ton gıda israf edildi”

Haberin detayı şu şekilde:

Birleşmiş Milletler Çevre Ajansı'nın (UNEP), gıda atığı ve plastik kirliliğine karşı çalışmalarıyla bilinen WRAP isimli sivil toplum kuruluşuyla birlikte yayınladığı 2021 gıda israfı endeksine göre, 2019'da dünya genelinde 931 milyon metrik ton (1,03 milyar ton) gıda israf edildi.

Bu, peş peşe sıralanan 23 milyon kamyon dolusu israf edilmiş gıda anlamına geliyor.

İşin kötü yanı, bu israfın toplam üretimin yüzde 17'sinin daha insanoğlunun damağına değmeden çöpe atılmış olması diyor.

Birleşmiş Milletler' e göre, atığın çoğu (yüzde 61) evlerde yaşanıyor. İsrafın yüzde 26'sı gıda hizmetleri sektöründe ve yüzde 13'ü de perakendecilerin elinde yaşanıyor.

Dünya genelinde üretilen gıdaların %17'si insan damağına ulaşmadan atılıyor.
Dünya genelinde üretilen gıdaların %17'si insan damağına ulaşmadan atılıyor.

Gıda israfının;

%61’ i evlerde,
%26’ sı hizmet sektöründe,
%13’ ü perakendecilerde,

meydana geliyor.

Gıdaların büyük bir çoğunluğu evlerden atılıyor.

Gıdaların %26' sı hizmet sektörü tarafından atılıyor.

Bu kabul edilebilir bir şey değil. Düşünsenize üretilen gıdanın neredeyse daha 5’ te 1 i insan tarafından tadılmadan yok oluyor. Yukarıdaki tabloya göre ise herkes bu işten sorumlu.

Haberi ayrıntılı okumak isteyenler için link. BM: 2019'da dünya genelinde 931 milyon metrik ton gıda israf edildi.

Geçenlerde biri twit atmış.

Elon Musk Mars’ta su arayacağına Afrika’ da su arasın, insanlığa daha büyük hizmet eder diye.


Anlayacağınız dünya bildik dünya. Hiçbir zaman değişmeyecek. Buradan da anlaşılacağı gibi önemli olan toplumların değil bireylerin yaratacağı fark. Diyeceksiniz ki bu ne kadar etkili olur. Yıllar önce bir üniversitede diyabetle ilgili bir konferansa katılmıştım. Bir profesör üniversitede yaptıklarını anlatıyordu. İyi de övünüyordu. Haklı bir övünmeydi ama. Şu sözü beni çok etkilemişti. “Türkiye’ de üniversitelerdeki ya da Kurumlardaki birçok iyi gelişmenin nedeni Kurumsal bir anlayıştan kaynaklanmaz, idealist bir kişinin kişisel çalışmalarından kaynaklanır.” Bunu uzunca düşündüm. Hatta birçok yerde bu sözün doğruluğu defalarca gözlerimin önüne serildi. Gerçekten tıp fakültesi üniversite hastanelerinde birçok özel tedavi bölümü o konuda idealist hocaların çalışmaları ve uğraşları sonucu oluşmuştu. Sanat, müzik, tiyatro, belediyecilik, şehircilik, doğa ve daha aklınıza hangi konu geliyorsa “şu kişinin zamanında”, “şu kişinin büyük uğraşları sayesinde” gibi cümleleri çok sık kurarız. Lafı uzatmayayım, bu anlattıklarımdan şuraya gelmek istiyorum. Bir bireyi küçümsemeyin. Birçok bireyin hayatını değiştirecek, birçok kişinin hayatına dokunacak büyük eserler o bir birey tarafından gerçekleştiriliyor.

Haberlere devam….

Nature Dergisi’ nden bir haber. Makalenin yazarlarından biri de Türk.  Haberin başlığı: Egzersiz kemikte bağışıklık hücreleri oluşturur.

Kemik iliğinde özel bir kemik hücresi öncüsü türü tanımlanmıştır ve harekete yanıt olarak lenfosit adı verilen bağışıklık hücrelerinin oluşumunu desteklediği gösterilmiştir.

Egzersiz yapmamız için bir neden daha.

Makalenin tamamını okumak için link. Egzersiz kemikte bağışıklık hücreleri oluşturur.


Geçenlerde Euronews.tr’ de bir haber daha okumuştum. Her şeyin yavaşladığı 2020’de küresel ısınma hız kesmedi diye.

“Küresel Karbon Projesine göre karbondioksit emisyonları da, sadece %7 oranında olsa bile düşüş kaydetti. Nature’da yakın zaman önce yayımlanan bir çalışmaya göre 2020’nin ilk yarısında karbon emisyonlarında görülen düşüşün ardındaki neden, sanayide ve havacılıkta yaşanan daralmadan ziyade kara taşımacılığının ve enerji üretiminin sekteye uğraması olmuş. Sınırlamaların hafifletilmesiyle beraber eski emisyon seviyelerine geri dönüldü.”

Yazımın ilk başındaki haberde gıda israfı haberini okumuştunuz. Gıda israfı, su israfı, çevre kirliliği, dünya karbon salınımı vb.. haberler bir milyon defa yapılsa, iki milyon kamu spotu çekilse de bu konularda toplumsal algının yaratılamayacağını düşünenlerdenim. Çaba yukarıda da anlattığım gibi bireysel ve kişisel olacaktır. Bilgilendirme ve kamu spotlarıyla bu bireylerin sayısı artar o kadar. Daha fazlası olmaz. Çünkü günümüzün toplumu egoist-bencil- bir toplumdur. Değişmesi onlarca yıl alır. Herkes, herkesi şikayet eder ama başkasını eleştirdiği her türlü davranışı kendisi yapar. Günümüzün hastalığı.

Sonuç.

Dünya 5 kez yok olmuş. 6. (Altıncı) yok oluştayız. Bu demek ki daha önce 5 kere yok olmuşuz ve onların hiçbirini engelleyememişiz. Altıncısı yolda. Zaten bu sürecin engellenemeyeceğini düşünenler şu sıralar Mars’ a olan ilgilerini arttırmış durumdalar.

Bugünkü yazımı Elizabeth Kolbert’ in “Altıncı Yok Oluş” kitabından alıntı yaparak sonlandırmak istiyorum.

Crutzen görüşünü Nature dergisinde yayınlanan “İnsanoğlunun Jeolojisi” başlıklı kısa bir makalede yazdı. “Günümüzün, pek çok yönden insan egemenliğindeki jeolojik devresine “Antroposen” adını vermek uygun görünüyor.” Gözlemini aktarıyordu. İnsanların etkiledikleri jeolojik ölçüdeki pek çok değişiklik arasında şunları sayıyordu.

• İnsan faaliyetleri gezegenin toprak yüzeyinin üçte biri ile yarısı arasında bir bölümünde dönüşüm yarattı.

• Dünyanın büyük nehirlerinden çoğu üzerinde baraj kuruldu ya da yatakları değiştirildi.

• Gübre fabrikaları tüm karasal ekosistemlerin doğal olarak açığa çıkardığından daha fazla nitrojen üretiyor.

• Balık çiftlikleri okyanusların kıyı sularının birincil üretiminin üçte birinden fazlasını ortadan kaldırıyor.

• İnsanlar dünyanın ulaşılabilir tatlı su kaynaklarının yarısından fazlasını kullanıyor.

 "Daha da önemlisi, insanlar atmosfer kompozisyonunu değiştirdi" diyordu. Fosil yakıtların yanması ve ormanların yok olması bir araya gelince, havadaki karbondioksit konsantrasyonu son iki yüzyılda yüzde kırk yükselirken, daha etkili bir sera gazı olan metan konsantrasyonu iki kattan fazla arttı. Crutzen, küresel iklimin "İnsan kökenli bu emisyonlar nedeniyle önümüzdeki birkaç bin yıl boyunca doğal davranışından önemli ölçüde uzaklaşması olasıdır" diye yazmıştı.

Crutzen çok iyi niyetli bir öngörüde bulunmuş. Önümüzdeki birkaç bin yıldan bahsediyor.

Çanlar kimin için çalıyor.

 

 

Önder Güngör / Ankara / 06 Mart 2021

 

 

 

Tamamını oku