Tarih: Aralık 29, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Zenginlik alıştırması

 Bugün sizleri alıştırma yapmaya davet ediyorum.


Zengin alıştırması yapmaya...

1988 yılıydı. ÖSYM 'de bir işim vardı. O zaman tabii ki cep telefonu ve google maps yoktu. Arkadaşlarıma ÖSYM' ye nasıl gidebileceğimi sordum. Karyağdı sokaktaydı. Biraz tarifle biraz da sora sora buldum ve işimi hallettikten sonra uzunca bir süre oralarda dolaştım. Evler ve sokaklar çok hoşuma gitmişti. Kendimi üniversiteyi bitirdikten sonra buralarda yaşarken hayal ettim.

2005 yılında Karyağdı Sokağın hemen üstündeki bir evde beş yıl boyunca oturdum.

Neyse alıştırmamıza dönelim. Öncelikle Bob Doyle' un çok sevdiğim ve defalarca okuduğum bir kitabından alıntı yapmak istiyorum.


Alıntıyı silmek zorunda kaldım. Çünkü  

https://www.telifhaklari.gov.tr/Genel-Sorular 

Bob Doyle hayalini kurduğu göl manzaralı bu eve taşınamasa da göl kenarında ve ücra bir yerde olmayan ve aile bireylerince de kabul gören buna benzer bir eve taşınmış. 

Sonuç olarak size önerim.

Oturmak istediğiniz evlere bakın, sürmek istediğiniz arabalara bakın, yaşamak istediğiniz mahallelerde dolaşın, onlara dokunun, onlarla bir arada olun. Ta ki titreşiminiz onların titreşimine çıkıncaya kadar.

Önder Güngör / Ankara / 29 Aralık 2020 / Pandemi Günleri


Tamamını oku
Tarih: Aralık 19, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Parkları kimler kirletiyor? Gürültü yapan kim? Suçluyu bulduk.

 Bir vatandaşımız bu sorunun yanıtını bulmuş. Aşağıdaki duyuruyu Metin Oktay Parkı' nın bir çok ağacına asarak da herkesi uyarmış.




Haklı mı? Evet.

Doğru mu? Ehhh..

Bazı sabahlar işe erken geldiğimde bu parkta yürüyüş yaparım. Hemen hemen her seferinde de köpeğini parka getiren insanlarla karşılaşırım. Köpeklerini gezdirirler, çiş ve kakalarını yaptırırlar. Birçoğunun elinde eldiven ve poşet bulunur. Hemen köpeğin kakasını alırlar ve poşetle çöpe atarlar. En azından benim görüp denk geldiğim olaylar bu şekildedir. Belki köpeğinin kakasını almayan insanlar da vardır ki son derece yanlış yapmaktadırlar.

Ancak olayın başka bir yönü de var. Bu parkta sahipsiz sokak köpekleri ve kedileri de bulunmakta. Özellikle kedileri sabahları köpeklerden saklanmak için çalıların içinde çoğu kez görmüşümdür. Köpüşler gittikten sonra parkın güvercinlerine pusu kurmaya çalışırlar. Saatlerce ağacın arkasından kuşları seyrederler.. Daha birinin güvercin yakaladığını da görmedim. Yakalayamazlar çünkü  kedilerin karnı tok. Niye mi tok? Özellikle pandeminin bu yasak günlerinde kafeler, restoranlar, fastfoodçular, pideciler ve diğerleri kapalı. İnsanlar aldıkları yiyecekleri en rahat parkta yiyebildikleri için ve hatta parka sipariş verdikleri için buraları yiyecek artıklarıyla dolu. Sabahları parkın bütün çöp kutuları ağzına kadar bu atıklarla doldurulmuş durumda. Hatta yürüyüş yollarına atılmış yiyecek kutuları, muhtemelen beğenilmediği için bankın üzerine bırakılmış tatlı kutuları mı deseniz ne ararsanız var. Millet yarım bıraktığı yiyecekleri; pide, pizza, pilav, döner vb.. çimenlerin üzerine serpiştirmişler ki akıllarınca kuşlar, kediler, köpekler yesinler, boşa gitmesin diye ama büyük bir kirlilik ve sağlık sorunu yarattıklarının farkında değiller. Bu atılan artık yiyecekleri yiyen parkta yaşayan kedi ve köpekler, kakalarını ve çişlerini tuvalete yapıyorlar. Evet tuvalete yapıyorlar. Nerden mi biliyorum? Çünkü duyuruyu asan vatandaş öyle yazmış. Köpeklerini gezdirenleri uyarmış. Bu arkadaşlarımızı uyarmamış. Parkta gördüğü her kaka ve pislik, köpeklerini gezdiren vatandaşlara ait demiş.

Bu devirde de hala kaldı mı diyeceğiniz cinsten görüntüler de mevcut. Bankın üstüne üç beş kişi tünemiş ve saatlerce çekirdek çitlemiş. Bankın önünde adete Everest Tepe' sini inşa etmiş.

Diğer çöplerden bahsetmiyorum bile. Her yere savrulmuş içki şişeleri, sigara izmaritleri, sigara paketleri, maskeler, gazete kağıtları, kusmuklar...

Ancak yukarıdaki duyuruyu ağaca iliştiren vatandaşımız nedense sadece köpüşlerden rahatsız olmuş. Parkı kirleteni bulmuş. Evcil hayvanlarını gezdiren ve çoğunlukla onların kakalarını ve pisliklerini toplayan hayvanseverler. Vatandaş onları uyarınca çevre kirliliğine karşı olan duyarlılığını en üst notadan göstermiş. Çekirdek çitleyene gıkını çıkaramaz o da ayrı mesele.

Demiyorum ki köpeğini gezdirenler haklı. Eğer köpeklerinin kakasını temizleyip toplamıyorlarsa çok yanlış yapıyorlar. Ancak gözlemlediğimi yukarıda da söyledim. Büyük bir çoğunluğu bu konuda çok duyarlı.

Gelelim başka bir konuya.

Malum bizimde bir köpüşümüz var. Fındık. Dünyalar güzeli kızımız. Eşimin kardeşi ile birlikte bakıyoruz. Gündüzleri bizde geceleri onda.



Dün gece köpüşü görmeye gittim. Kapıyı çaldım. Haliyle Fındık havlayarak kapıya geldi. O sırada bir hışımla karşı kapı da açıldı.

Eşimin kardeşi Fındığa sarılmış havlamasın diye.

"Sakin kızım sakin kızım." diye Fındığın başını okşuyor.

Karşı kapıdaki adam, köpekten daha fazla bağırarak.

"Bu köpek hep havlıyor. Sürekli rahatsız oluyoruz." diyor.

Eşimin kardeşi,

"Amcacım sürekli havlamıyor. Sadece kapı çalınca havlıyor. O da bir kaç kez."

Karşı kapıdaki adam,

"Dün gece hiç susmadı saat gece 11' e kadar havladı."

Eşimin kardeşi,

"Dışarıdan gelmiştir amcacım, dün ben gece ablamdaydım. Köpekte ordaydı"

Karşı kapıdaki adam,

"Dışarıdan nereden gelecek. Bizim burada köpek yok ki!" (Şu anda dışarı çıksanız sokakta 10 köpek sayarsınız Bizim burası sokak köpeğiyle meşhurdur.)

"Bugün gündüzde havladı."

"Amcacım gündüzleri köpek ablamda kalıyor. Ben 1 saat önce alıp geldim."

"Ben yalan mı söylüyorum. Bu köpeğin bir çaresine bakın."

"Tamam amcacım bakarız."

Maalesef durumlar böyle.

Apartmanlar gürültüden yıkılıyor. Sokakta inşaat makinaları, Cadde gürültüsü, Sokak hayvanlarının gürültüsü. Kendi gürültüleri. 

Yokkk.

Suçlu kapı çalınınca havlayan köpek. Burada da suçluyu bulduk.

Hayvanların her türlü yaşam alanlarını işgal ettiğimiz kalmamış gibi, şimdi de sığıntı olarak yaşadıkları evlerimizde rahat bırakmıyoruz.

Haydi hayırlısı.


Önder Güngör / Ankara 19.12.2020

Tamamını oku
Tarih: Aralık 05, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

6.yok oluş

 Netflix' de David Attenborough' un Gezegenimizden Bir yaşam adlı belgeselini izliyorum. 3.turdayım. Belki birkaç kez daha izlerim.




David Attenboruogh için ne harika bir yapıt. Muhteşem bir kariyeri taçlandırmak için güzel bir belgesel. İlham verici bir hayat öyküsü.

Gelelim belgesele...

Yok olup giden vahşi yaşam alanları,

Tahrip edilen biyolojik çeşitlilik,

Daralan yaşam alanları,

Kontrolsüz nüfus artışı,

Tükenen yeryüzü kaynakları,

ve daha birçoğu belgeselde anlatılıyor.


"Canlılar alemi eşsiz ve muhteşem bir mucizedir. Milyonlarca bitki ve hayvan türünün milyarlarca üyesi, çeşitlilik ve zenginlik bakımından, göz kamaştırıcıdır. Güneşin enerjisinden ve yeryüzünün kaynaklarından faydalanabilmek için, hep birlikte çalışırlar. Yaşamları birbirlerine destek olacak şekilde kenetlenmiş durumdadır. Biz de tamamıyla bu hassas ayarlı yaşam destek makinasına bağlıyız. Bu makinanın düzgün çalışmasıysa, biyolojik çeşitliliğe bağlıdır. Fakat maalesef biz insanların dünyadaki yaşam tarzı, biyolojik çeşitliliğin azalmasına sebep oluyor." David Attenborough

Belgeselin başında David Attenboruogh diyor ki "Bu 5.yokoluşumuz." Sonrasında ise belgesel boyunca nüfus artışı, plansız ve sorumsuzca alınan politik kararlar, ekonomik gelişme ve daha bir çok nedenden dolayı dünyadaki çeşitliliğin ve yaşam alanlarının yok edildiğini anlatıyor, dünyanın ölmek üzere olduğunu ve gelecekte bizi kap karanlık bir dünyanın beklediğini görselleştiriyor. Ve sonunda ise; sadece sorundan değil çözümden de bahsediyor.

Bu durumdan nasıl kurtulacağımızı anlatıyor.

Buraya kadar her şey güzel ama belgeselin tamamını göz önüne aldığımda çelişki burada başlıyor.

5.yokoluştan sonra 6.kez dünya canlanmış. Türler üremiş, insanlar yaşamış. Ya da başka canlılar... Bir şekilde dünya yeniden doğmuş ve yaşam gelişmiş. Yani doğal olan gerçekleşmiş. Her yok oluş yeni bir başlangıcı yaratmış. Ve bir yenisi daha olmak zorunda değil mi? Doğal olan bu değil mi? Olması gerekeni engellemeye çalışmak ya da yeni yok oluşun ve yeninde doğuşun önüne geçmeye çalışmak ne kadar doğru.




Tamamını oku