Tarih: Mayıs 29, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Yeni aile üyesi



Aile fertlerinizin sayısını arttırmanın en kolay olanı .... Minnak bir yavru. Üstelik karar vermeniz yeterli.
Bugün ailemize bir fert daha katıldı.

Çocuklar adını FINDIK koydu.
Tamamını oku
Tarih: Mayıs 21, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Panasonic Lumix FZ50

2005 yılıydı sanırım. İnternet forum sitelerinden araştırıp, en sonunda Panasonic Lumix FZ50 almaya karar vermiştim. 15 yıl geçmiş üzerinden ve halen daha bana şahane fotoğraflar çekmeye devam ediyor.
Neler çekmedi ki?
Tatillerimizi,beni,eşimi, annemi, babamı, kardeşlerimi...
Kızımın doğum anını, okula başlayışını, doğum günlerini..

Ve bir sürü güzel günlerimizi bizim bugünlerimize taşımamıza yardımcı oldu.

Teşekkürler FZ50







Tamamını oku
Tarih: Mayıs 16, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Rahatlama duygusu-hissi

"Rahatlama duygusu-hissi" insanın en güzel duygularından biri olduğunu düşünüyorum. En azından benim tecrübelerime göre...




Rahatlama hissinin tersi his nedir? Onu düşünelim önce. Aklınıza neler geliyor?

Rahatsızlık hali (hahaha en kolayı buydu)
Sıkışmışlık hissi
Çaresizlik duygusu ( burada Türkçesini tercih ettim.Bundan sonrada böyle devam edeceğim)
Öfkeyi yenememe
Gerginlik hali
Telaş
Sabırsızlık
Kararsızlık

Daha aklınıza hangi duygu ya da hangi duygu-durum geliyorsa gelsin, onları yendiğiniz anda rahatlama duygusu ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Rahatlama duygusu aslında bir duygu-durum, gerçekte bir his değil. Ancak şöyle derin bir nefes alıp kendinizi koltuğa bıraktığınızda," Ohhh şimdi içim rahatladı." cümlesi o kadar ferahlık vericidir ki o yüzden bu durumu, duygu olarak adlandırnayı daha çok seviyorum

Rahat olmama duygusu günlük yaşantımızda en çok bizi rahatsız eden duygudur. Öfkeden, sevgiden, kıskançlıktan, çaresizlikten daha ne sayarsanız sayın bizi en çok rahatsız eden duygudan daha çok rahatsız eden şey "rahatsızlık duygusu" dur. Çünkü diğer duyguları yaşar ve sonrasında bir kenara bırakırız. Öfkemiz geçer, sinirimiz yatışır, korkumuzu unuturuz. Ama "rahatsızlık hissi", sürekli çalışır ve bizi rahatsız eder.

Peki neden bizi bu kadar rahatsız eder.

Başlayayım.

Günlük yaşantımızda birçok kararlar alırız. Aklımızdan sayısız düşünceler geçiririz. İçimizde konuşan adam-kadın hiç susmaz. Sürekli bir şeyler konuşur bizimle. Sürekli bir düşünce bombardımanı altındayızdır. Hele o etraftan aldığımız düşünceler yok mu? Asıl bu çok önemlidir. Düşündüğümüz ve düşünmeye zorlandığımız bir çok düşünce, farkında olmadan aldığımız kararlarımız ve bu düşüncelerimizin çoğu bize ait değildir.

Aklımızda bin bir düşünce vardır ve çoğunluğu da bize ait değildir. İşte sorun buradadır. 

Çünkü size ait olan şey sizi rahatsız etmez.

Sizin dışınızdan size gelmiş olan şeyler size rahatsızlık verir.

Genel konuşmayı boş ver, ne demek istiyorsan örnekle anlat diyorsanız hemen örneklere geçiyorum ve en basit gündelik örneklerle başlıyorum. Daha sonra siz bu örnekleri siz kendinize göre kişiselleştirebilirsiniz...

İş arkadaşlarınızdan biri yanınıza geliyor ve spora başladığını söylüyor. Kendisini daha sağlıklı ve zinde hissettiğini, haftada üç kez spor salonuna gittiğini ballandıra ballandıra anlatıyor ve size de, bir önermede-teklifte bulunuyor. Sen de gelsene. İnsanoğlu teklif ve önermelere açıktır. Siz de hemen bu önermeyi aklınızın bir köşesine kaydediyorsunuz. "Ben de spora başlasam/Spor salonuna yazılsam iyi olacak diye." Bu önerme bilgisayarda arka tarafa aldığınız web sayfası gibi sürekli açık duruyor. Sonra başka bir arkadaşınız gelip diyete başladığından bahsediyor ve hopppp bir teklif-önermede ondan geliyor. İkinci bir sayfada arkada çalışmaya devam ediyor. Sonra bir başkası, uzak bir yerlere seyahat planlıyor. Hopppp o da arka sayfada. Sonra en karın ağrıtan kısım başlıyor. Sürekli olarak başkalarına verdiğimiz sözler. Yerine getirmediğimiz ama gelecekte yapmak için verdiğimiz sözler. Bunların hepsi birleşiyor ve insan beyninde bir yer tutuyor. Kapanmamış, açık kalan sayfalar.

İnsanların her şeyden önce, yapmak istemedikleri şeyleri düşünerek kendilerini kınadıklarını görüyoruz. Spor salonuna yazılmadığı için, diyet yapmadığı için, o seyahat için plan yapamadığı için, için,için ve liste uzar durur, ve bunlar için insan kendisini kınamaya başlar.

Oklar kendinize çevrilmişse ve bu okların sahibi sizseniz çok tehlikedesiniz demektir. 

Rahatsızlık veren ancak anlamadığınız bir his yumağı sizi sarmıştır.

Peki bu durumu nasıl fark edeceğiz ve bu durumdan nasıl kurtulacağız?

Sonuçta altın soruyu sormanız gerekir.; bu önermeleri-teklifleri gerçekten yapmak istiyor muyum?

Aslında istemiyorsunuz!!!!

Spor salonuna kaydolmak yerine, hafta sonu yürüyüş yapmak(hatta ara sıra yürüyüş yapmak) belki gerçek isteğiniz. Evet gerçek isteğiniz bu. Diyet yapmak yerine sevdiğiniz şeyleri rahatça yemek istiyorsunuz, aslında o kadar da kilolu da değilsiniz.. Üstelik siz zaten sağlıklı beslenen bir kişisiniz. Evet gerçekten kilolu da değilsin. Ne rejimi? Nerden çıktı o?
Ya o seyahat planına ne demeli?  Aslında oraya hiç de gitmek istemiyorsunuz. Daha öncesinden aslında plan bile yapmıştınız, bu yıl arabanıza binip, özgürce yurt içinde bir yerlere gitmek istiyordunuz. Evet gerçek isteğiniz buydu. Bu planı aylar öncesinden yapmıştınız.

Bunların farkına varınca bu düşüncelerin hepsini bir köşeye fırlatıp, kendisini kanepeye atıyor, "Ohhh rahatladım şimdi." diyorsunuz.

Bu yukarıdaki basit örneklerle anlatmaya  çalıştığım şey şu. Kendi isteklerimiz bize rahatsızlık vermez. Başkaları tarafından beynimize sokulan düşünceler bize rahatsızlık verir.

Evet yukarıdaki örnekler günlük hayatımızda karşılaştığımız çok basit örneklerdi. Siz de kendi iç dünyanıza yönelin. Daha derinlerdeki saklı kalmış size ait olmayan önerme ve teklifleri bulun, ve kendinize şunu sorun.

"Bunu gerçekten istiyor muyum?"
"Bunu gerçekten yapmalı mıyım?
"Bu gerçekten bana mı ait?"


Onları gün yüzüne çıkarın ve yukarıdaki sorulara "Hayır" yanıtını aldıklarınızı fırlatıp atın.

Daha derinlere inin.

Öfkelerinizi bulun, bunun size ait olup olmadığını sorun.
Başkasına nefretinizi bulun, bakın kim önermiş size.
Kendinizi sevmediğiniz yanlarınızı bulun, size ait mi değil mi? Yoksa biri mi önerdi size?

Çünkü size ait olan şey sizi rahatsız etmez.


Önder Güngör / Ankara / Karantina Günlükleri / Mayıs 2020


Tamamını oku
Tarih: Mayıs 09, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Otomatik pilot



Fotoğrafını gördüğünüz kitabı uzun bir süre aradım.. İnternette satışı yoktu. "Stokta yok" yazıyordu birçok sitede. Kitapçıları dolaşıp sordum. Hepsi de basımı yok diye yanıt verdiler. Bir gün Tunalı' daki D&R' da dolaşırken rafların arasında gördüm. Normalde uygulama kitapçığı ile birlikte satılıyor ancak bulunca bu şekilde hemen aldım.

Okuduğum birçok kitapta referans olarak gösteriliyordu Charles Haanel' in bu kitabı. Okuduktan sonra da bulmak zor olduğu için herhangi birine vermedim. Genelde masamın üzerinde sürekli durur ve ara ara rastgele bir sayfa açar okurum. 

Az önce açıp okuduğum bir bölümü de alta bırakıyorum.

"Çabalarınızı her daim emrinizde olan ve tüm fiili ve sürekli gücün geldiği zihinsel kaynakları fark etmeye yönlendirin.
Yaşamdaki herhangi saygın bir nesneyi elde etme konusunda, eğer gücünüzün farkına varırsanız ve nesnede ısrar ederseniz, başarısız olamayacağınızı anlayana kadar bu alıştırmada ısrar edin. Çünkü zihinsel güçler her zaman kendilerini azimli bir iradenin önüne vermeye ve düşüncelerinizi ve isteklerinizi eylemlerle, olaylarla ve durumlarla belirginleştirmeye hazırdır.
Yaşamdaki her işlevin başlangıcında her eylem bilinçli düşüncenin bir sonucuyken alışılmış eylemler otomatik hale gelir ve onları kontrol eden düşünce bilinçaltı alemine geçer. Yine de önceki kadar yeteneklidir.Öz bilincinden başka şeylere yönelmesi için, öncekilerin otomatikleşmesi ya da bilinçaltına yerleşmesi zorunludur. Ancak, yeni eylemler de sırası geldiğinde, yine zihnin bu detaylardan kurtulup başka eylemlere yönelebilmesi için önce alışkanlık olurlar, sonra otomatik hale gelirler ve sonra da bilinçaltına yerleşirler."
Charles F. Haanel / Yaşamın Kapasını Açan Anahtar
Tamamını oku
Tarih: Mayıs 06, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Unutulmaz denen günler unutulur unutulur.(*)

Son iki üç aydır korona salgını  sonrası dönem için duymaya alışık olduğumuz sözler.

"Normal olmayan normale döneceğiz."

"Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak."

"Korona sonrası normalleşme olmayacak. Yeni düzene hazırlıklı olun."



Yok arkadaş. Hiç birine inanmıyorum. Her şey normal olacak. Hem de eskisi gibi.

İnsanoğlu, unutmaya programlanmıştır. Aksi halde yaşayamaz. Ölümleri unutmaz, kayıplarını unutmaz, hayal kırıklıklarını, pişmanlıklarını, öfkelerini, hiddetini unutmaz ise yaşayamaz.

Hatta sevgisini bile unutur. Aşklarını unutur. 

Unutmak istemsiz bir eylemdir. Zorunlu bir eylemdir.

Unutmak insanoğlunun yaşaması için gereklidir.

"Anımsamak bir türlü buluşmadır. Unutmak ise bir tür özgürlük" demiş.Halil Cibran. Stefan Zweig ise "Kalp, çabucak unutmak istediği şeyleri en derinlere gömme kabiliyetine sahiptir." demiş.

Bugünler gelir geçer, hepsi unutulur. 

Bir de işin başka bir boyutu var.

İnsan sarılmak ister. Öpmek ister. Dokunmak ister. Bu da insanın doğasıdır.
Bir dostun elinin, omzuna, sırtına dokunmasını ister.
Bakışmak ister. Koklamak ister. Karşılıklı oturmak, kahve içmek ister. Bir tostu bölüşmek ister. İkram etmek ister. Kutlamak ister. Oynamak ister. Vedalaşmak ister. Helallık ister.

İnsanoğlu daha önce yaptığı gibi, yine bildiği gibi yaşamak ister.

Esmaray' ın dediği gibi. Unutulur.


Tamamını oku
Tarih: Mayıs 05, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Korona, Karantina ve Korunma.. Son iki aydaki hayatımızın özeti

Başlıkta belirttiğim gibi. Son iki ayda en çok duyduğumuz K ile başlayan kelimeler.
Korona, Karantina ve Korunma..



Korona birden geldi. Mart ayının başında. Ocak ayının sonunda okulların yarıyıl tatilinde otele gitmiştik. Açık büfelerden yemek yedik, herkesin uzandığı şezlonglara uzandık, koltuklara oturduk. Masalarda yemek yedik. Hatta şubat ayında AVM'lerde cirit atıyorduk. Kapalı mekanlarda konserlere gidiyorduk.

Her şey aniden oldu. Şimdi marketin getirdiği poşetleri ellemeye korkuyoruz. Elli kere yıkayıp alıyoruz içeriye.

Karantinadayız. Dışarıya çıkmıyoruz. Evde oturuyoruz. Çocuklar ilk başta okulun kapanmasına sevinmişlerdi ama şimdi ağlıyorlar. Biz böyle olacağınız düşünmemiştik diyorlar.

Korunmaya çalışıyoruz. Dışarı çıkmak zorunda olduğumuzda maske ve eldiven takıyoruz. Kalabalık yerlere gitmiyoruz. İşimizi hızlıca yapıp, evimize dönüyoruz. Eve gelir gelmez de duş alıyoruz. 

Peki yeterli mi? Bilmiyoruz?

Tarih boyunca insanoğlu bulaşıcı hastalıklarla çok uğraşmış. Hatta yakın tarihimizde -her ne kadar ülkemizi etkilemediyse de- AIDS ve EBOLA gibi bulaşıcı hastalıklar dünyanın gündemini bayağı meşgul etmişti.

Ya İspanyol gribi. Birinci Dünya Savaşı' nın bitmesinde İspanyol gribinin rol oynadığı söyleniyor.

Bulaşıcı hastalıklar, bulaştığı toplumu hasta etmekle kalmamış sadece. İnsanları öldürmüş, yaşantılarını değiştirmiş, ekonomilerini yıkmış, demografik yapıyı değiştirmiş, siyasi yapıyı etkilemiş. Hatta bazı medeniyetleri yok etmiş.

Sonuçta insanoğlu her seferinde bir çıkış yolu bulmuş.

Yine bulacak.


Tamamını oku
Tarih: Mayıs 04, 2020 Yazar: Yorum: 1 yorum

Aşkımızın Pancar' ı



Geçenlerde arkadaşlarla konuşuyorduk. Önce her ay seçtiğimiz bir kitabı okuyup ay sonunda da birlikte tartışmaya karar verdik.
Kitap seçildi. Hepimiz kitabı aldık ve okumaya başladık. Hatta daha bitirmeden okuduğumuz bölümler üzerinden tartışmaya, kitabı okurken edindiğimiz ek bilgileri paylaşmaya başladık.
Amaca ulaşılmıştı. Hem kitap okunuyor hem de çok güzel bir tartışma ortamı oluşuyordu.
Tamamını oku
Tarih: Mayıs 01, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Hasret yaz kader yaz çile yaz*



İki saattir kafede kitap okuyordu. Son sayfayı ikinci kez okuduktan sonra bardağın dibinde kalan çayını yudumladı. Kafasını kaldırıp diğer masadaki insanlara baktı. Bütün masalar doluydu. Ortada dolaşmakta olan garsona eliyle işaret ederek hesabı getirmesini istedi.

Okuduğu tüm kitapların son sayfalarını kafelerde okurdu. Bugün de aynı şekilde  sonuna yaklaşmış olduğu kitabının son sayfalarını burada okumuştu.

Yıllardır sayısız kitap okumasına karşın evinde hiç kitaplığı yoktu. İşin doğrusu okuduğu kitap dışında evinde hiç kitabı yoktu.

Hesabı ödedi. Her zamanki gibi kitabı masanın üzerinde bırakıp gitti.

Garson, daha önce defalarca yaptığı gibi, bir sonraki müşterisini masaya oturttuğunda, kitabın bir önceki müşteri tarafından hediye olarak bırakıldığını söyleyecekti.


Önder Güngör / Ankara 2017



*Başlık: İki satır şarkı sözü
Tamamını oku
Tarih: Mayıs 01, 2020 Yazar: Yorum: 0 yorum

Dr.Deepak Chopra

Masamdaki kitabı alıyorum. İlk sayfasında bir tarih var. 16.12.1994
Üniversitedeyken aldığım her kitabın ilk sayfasına aldığım günün tarihini yazardım. Zamanla bu alışkanlığımı kaybettim. Tabii o zamanlar elimdeki değerli ve kısıtlı paranın bir kısmını kitaba vermek çok daha kıymetliydi. Kitaplarıma gözüm gibi bakardım. Çünkü küçüklüğümden beri beğendiğim kitapları defalarca okuma alışkanlığım vardı.

Kitabın kapağına bakıyorum. İlk günkü gibi tertemiz duruyor. "Sağlığı Yaratma-Dr.Deepak Chopra"

Eskiden başkasının okuyup bana hediye ettiği kitapları bir türlü sahiplenemiyordum. Kitap ilk kez benim tarafımdan okunmalıydı. Kötü bir alışkanlık. Halen daha devam ediyor.

Kitaplarımı vermeyi de sevmiyordum. Ama son zamanlarda bu alışkanlığımı değiştirdim. Artık kitaplara bağlanmıyorum. Onları okuyup bırakıyorum. Eğer bir daha okumak istersem, yenisini almayı tercih ediyorum.. Çünkü artık sevdiğim kitapları hediye ediyorum. Başkalarının da onlardan benim öğrendiklerimi öğrenmesini umuyorum. Hatta hediye ettiğim kitapları okumadıklarında sinirleniyorum. Bu da kötü bir alışkanlık. Devam ediyor...

Dr.Deepak Chopra

Masadaki diğer kitaplara göz atıyorum. "Kuantum İyileşme -Dr.Deepak Chopra" İlk sayfasında tarih yok. Yeni aldığım kitaplardan.

Bir tane daha var. "Başarının 7 Spiritüel Yasası - Deepak Chopra" Burada Dr. ön adını kullanmamış.

Son yazdığı kitaplarda sadece adını kullanıyor Deepak Chopra

İlk kitabın, 1994 yılında aldığımın ilk sayfalarını çeviyorum.

"Yüksek Kan Basıncı, Kalp Krizi ve İnme"

Chopra, önce kan basıncını tanımlıyor, yüksek ve alçak kan basıncı değerlerini söylüyor ve yüksek tansiyona neden olan etkenleri sıralıyor.

"Son zamanlarda, yüksek tansiyonda hormonların rolü üzerinde büyük bir ilgi oluşmuştur. Hormonlar vücudun farklı bölgelerinde salgı bezlerince üretilen kimyasal maddelerdir ve üretildikleri bölgelerin dışında vücudun başka bölgelerinde gösterirler etkilerini. Diğer bir deyişle, kimyasal mesaj taşıyıcılardır. Yüksek tansiyon vakalarında azaltılabilecek hormonlar kortizol, adrenalin ve reninlerdir. Bu isimleri ya da neye yaradığını bilmek sizin için çok önemli değildir. Ama önemli olan, yüksek tansiyonu olan kişilerin kanında bazı kimyasal maddelerin toplandığıdır. Gerilimin neden olduğu yüksek tansiyona aslında bu hormonların ortam hazırladığı düşünülmektedir. Onlar fiziksel olarak varlığı kanıtlanamayan gerilimin vücudu etkilediği fiziksel maddelerdir. Doktorlar endişe, korku ve öfke gibi duyguların beyinde bazı kimyasal maddelerin değişmesine yol açtığına inanırlar. Bu maddeler ya da sinir-ileticileri, beyinde bir salgı bezi olan hipofiz bezinden ACTH gibi hormonların salgılanmasına yol açar. Bunlar da daha sonra böbreklerin üzerindeki adrenal bezlerini uyarırlar. Böyle olunca da, kan basıncını yükselten kortizol ve adrenalin gibi salgılar açığa çıkarılmış olur. Bu, hastalığın oluşumu sürecinde anahtar bir mekanizma olarak görülen olgunun yalnızca bir örneğidir. Bu olgu, bir duygu veya düşüncenin kimyasal bir mesaja dönüşümüdür ki, bu daha sonra bir başka organı uyarır. Psikofizyolojik bağlantı dediğim şeyin ilk görünümü budur."

Daha sonra hipertansiyonun tedavisine değiniyor Chopra. İlaçla tedaviden bahsediyor.Yüksek tansiyon diyetlerinden.  Sonrasında, zihinsel teknikler....

"Biyolojik geri-besleme tekniğinde hastanın koluna kan basıncını kontrol eden bir aygıt takılır. Gösterge üzerinde kan basıncı dalgalanmalarını anında görebilir, sonra da sadece istekle ya da arzuyla basıncı arttırmayı veya eksiltmeyi kendi kendine öğretebilir. göstergeden elde ettiği geri-beslemeden hasta, zaten normalde kendiliğinden olan yani doğal bir şekilde kendi kendini yöneten bir vücut işlevine ulaşmayı öğrenebilir. Bir isteğin fizyolojik bir eyleme dönüştürüldüğü psikofizyolojik bağıntıdan tıp biliminin nasıl yararlandığının güzel bir örneğidir bu."

Ancak ileri düzeydeki tansyion hastaları için çok etkin bir yöntem olmadığını da belirtiyor Deepak Chopra.

Okumaya devam edelim.

"Gerilim kavramına olan ilgi yüzünden rahatlama teknikleri üzerinde büyük bir pazar oluşmuştur. Bu tekniklerden bazıları elle masajla yaparak bedenin kaba düzeylerinde çalışır, bazıları düşünceleri sakinleştirme ve telkinlerle birlikte bir dizi rahatlama egzersizleri uygular, bazıları ise uygun bir konuma sokulduğunda bedenin kendi kendini dinlendirme yeteneğine dayalıdır."

"Rahatlama tekniklerinin biraz değişik bir biçimi olan görselleştirme tekniği de doğrudan zihin yoluyla çalışır. Kişinin gözlerini kapatıp sakin ve dinginlik verici bir resmi gözlerinin önüne getirmesi istenir. Bu tekniğin her yerde ve her zaman uygulanabilme kolaylığı vardır. İleri derecede olmayan yüksek tansiyon vakalarında başarılı olmuş bir tekniktir.
Uzun süreli araştırmalar göstermiştir ki, düzenli olarak uygulandığında meditasyon tekniği etkili bir biçimde kan basıncını düşürmektedir."

Ve Dr.Deepak Chopra, kirabının ileriki bölümlerinde meditasyon tekniğinden oldukça bahsetmektedir.

Aynı kitabın ilerleyen bölümlerinde yazılı bir olayı da alıntılamak istiyorum.

"Olay-2
Boston yöresinde bir üniversite hastanesinin koroner bakım ünitesine yatırılmış Mr.Patel adında 46 yaşında yabancı bir hastayı görmem istenmişti.  Boston' u ziyaret etmek ve konferanslara katılmak için Hindistan'dan gelmişti ama kalp krizi geçirmişti. Hastanenin yoğun bakım ünitesinde yaşamı tehdit edici düzensiz ritmler, yani kulakçık ve kapakçık düzenini bozan ve bu nedenle de kalbin kanı pompalamasını güçleştiren anormal ritmler gösteriyordu.
Bu hasta, ventriküler fibrilasyon denilen kalbin hızlı veya yavaş çarpması hastalığına maruz kalmıştı. Ventriküler fibrilasyonda kalp atışları etkisizdir, bir tür kalp ritm bozukluğudur. Çoğunlukla kalp krizine yol açar ve nedeni de kalpteki elektrik düzensizliğidir. Göğüse elektrik şoku uygulayarak hastanın kalp atışları düzeltilmezse hızla ölümle sonuçlanır. Mr.Patel bunları birkaç kez geçirmiş ve her seferinde elektrik şokuyla yaşama döndürülmüştü. Ritm bozukluklarına yine de devam etmesinin nedeni bilinmiyordu ama bu düzensizlikler devam ederse hastaneden sağ çıkamayacağı da apaçıktı.
Onu gördüğümde hastane masraflarını nasıl ödeyeceği konusunda son derece endişeliydi. Başka bir ülkeden geldiği için sağlık sigortası indirimi ona uygulanmıyordu ve diğer insanlardan duyduğuna göre, Ömrünün geri kalanını borç ödeyerek geçireceğine ölmeyi tercih ettiğini söylüyordu. Ona hiç merak etmemesini, onun haberi olmamasına rağmen aslında şirketin Mr.Patel ve toplantılara katılan diğer üyeleri için özel bir seyahat poliçesi yaptırmış olduğunu söyledim. Bu haber üzerine yaşam sinyalleri düzene girdi ve bir daha ventriküler fibrilasyon geçirmedi. Üç hasta sonra hastaneden ve bir hafta sonra da ülkeden ayrıldı, hastalığın izi bile kalmamıştı. Zamanında yatıştırılmasaydı, hastanın korku düşünceleri onu mutlaka öldürecekti. Hastane masraflarını kimin ödediğini hala öğrenemedim."

Gözüm masadaki diğer kitaba çevrildi. Başarının 7 Spiritüel Yasası.

Bu kitabı da defalarca okumuştum Küçük bir  el kitabı şeklinde basılmıştı.

İlk sayfasını açtım.









Tamamını oku