Genç kız, Bahçelievler 49.sokakta, sadece üç masası olan küçük bir kafede oturmuş kahve içiyordu. Gazi Üniversitesi Fen Bilimleri Fakültesinde ikinci sınıf öğrencisiydi. Eğer bir hafta içerisinde kaldığı yurdun aidatını ödeyemezse yurttan çıkmak zorunda kalacaktı. Bir de arkadaşlarından aldığı borçları vardı. Büyük bir iç sıkıntısıyla elindeki telefondan instagram, tiktok, youtube ne varsa her birinden rastgele hikayeler izliyordu. Aslında izlemiyor sadece gözlerini yoruyordu. Parmağıyla ekranı kaydırmaktan başka bir iş yapmıyordu. Oflayararak elindeki telefonu masanın üzerine fırlattı ayağa kalkıp dükkanı üç adımda bitirip, geri dönüp tekrar üç adım atıp, yeniden geri döndü. İçi gibi dükkan da dardı. Hipodrom olsa sığmazdı oraya. Her yaptığı hareket sanki sıkıntısını daha çok arttırıyordu. Hızla kapıyı açıp dışarı çıkacakken, montunu, telefonunu ve hesabı ödemeyi unuttuğunu hatırlayıp, kapıyı kapattı. Montunu giymek için arkaya savurduğu anda duvara yaslanmış halde duran ferforjeden yapılmış gazeteliği devirdiğini gördü. Eğilip yere dağılmış olan gazete ve dergileri toplamaya çalıştı. Hepsini masasının üzerine koyup, ferforje kitaplığı düzelttikten sonra montunu çıkarıp masaya yeniden oturdu.
Ağlamak üzereydi. Eline aldığı telefonu tekrar masaya bırakıp, dergileri oturduğu yerden rafa yerleştirmeye başladı. Son dergiyi de yerine koyacakken ön yüzünü çevirip adını okudu. "Yaşlılık" Gözlerini kısıp yazıyı yeniden okuduktan sonra içinden kadın dergisi, çocuk dergisi tamam da "Yaşlılık" ne ya diye geçirdi. İlk kez böyle bir dergi görmüştü. Sayfalarını hızlıca karıştırdı.
Sayfanın birinde bir başlık vardı ilgisini çeken "Daha az zamanım olsa onu çoğaltmak için ne yapardım?" yazıyordu. Başlığın altında eğik bir yazı vardı.
"Yaşlılık, hayatın sonbaharıdır; ama aynı zamanda meyvelerin toplandığı mevsimdir." Cicero.
Yazıyı hızla okumaya başladı. Bir solukta bitirdi. Beğenmişti yazılanları.
Var olan bir şeyin nasıl çoğaltılacağını yazıyordu. (Bir sonraki yazımda bu sırrı da yazacağım.)
Baştan tekrar okudu. Yazının en altında çerçeve içine alınmış küçük bir yazı daha dikkatini çekti.
"Okuyucu aranıyor. 23.Cadde 49/1" yazıyordu.
Bu ne ki diye geçirdi içinden. İlan mıydı acaba? Diğer sayfalardaki yazılara baktı. Onların altında böyle bir not yoktu. Okuduğu yazıyı buldu. Başlığın altında yazarın adı vardı. "Mübeccel-İlhami" İlginç deyip dergiyi masanın üzerine bıraktı. Biraz telefonuyla oyalandıktan sonra, dergiyi yeniden eline alıp, az önce okuduğu yazıyı birkaç kez daha okudu. Derginin ilk sayfasında ve son sayfasında iletişim bilgilerini aradı. Ne bir telefon ne bir adres ne de bir isim vardı. Editorü olmayan, Genel Yayın Yönetmeni olmayan, adresi olmayan, telefonu olmayan dergi mi olur diye sinirlendi. Ne derginin kapağında, ne de içerideki yazıların hiç birinde tarih bile yoktu.
Telefonundan 23. caddeye baktı. Şaşkınlıkla oturduğu kafeye çok yakın olduğunu gördü. Her ihtimale karşı adresin fotoğrafını çekip, kasanın yanındaki masada oturan kıza, "Ben beş dakika içinde geleceğim. Eşyalarım burada kalsa olur mu?" deyip onayı aldıktan sonra yola koyuldu. Biraz yürüdükten sonra sola dönüp ilk apartmanın numarasına baktı. 45 numara. Doğru yoldayım deyip devam etti. Bahçelievler' de henüz dönüşüme girmemiş sarı renkli iki katlı apartmanın önünde duruyordu. Bunun gibi küçük eski apartmanların önünden geçerken durup bakar, sonra da dönüşüm garabetiyle eskilerinin yıkılıp, hemen bu binaların yanında estetik bozuntusu yeni apartmanlara bakıp , aklından hep bu eski binalarda oturanlara imrenerek yoluna devam ederdi. Şimdi o sevdiği eski apartmanların birinin önündeydi.
Apartmanın yan tarafındaki girişinde girdi. Ağır bordo renkli demir kapısını eliyle iteledi. Kapı açıktı. Emin olmak için telefonundaki fotoğrafa baktı. 1 no' lu dair hemen karşısında duruyordu. Biraz tereddüt ettikten sonra kapının zilini çaldı. İçeriden bir ses geldi. "Kim o?" O ana kadar bu kapının zilini çaldıktan sonra ne yapacağına dair herhangi bir düşüncesi yoktu. Gelen sese nasıl yanıt vereceğini bilmiyordu. Adını mı söyleseydi acaba? Ama nereden bileceklerdi ki onu?. Kısık bir sesle "Okuyucu" diyebildi.
Kapının önce üst mandalı sonra da kilidi açıldı. Kapı yavaş yavaş aralandı. Karşısında aynı takım pijamayı giymiş ihtiyar karı koca vardı. Dimdik duruyorlardı. Kız kendisini davet eden konuta uyarak içeriye girdi ve salonda hemen pencerenin yanındaki koltuğa oturdu.
İhtiyar kadın elindeki kağıdı kıza uzattı.
1. Sabah saat 08.30 da burada olmanı istiyoruz.
2. Bize kitaplığımızdaki kitaplardan okumanı istiyoruz.
3. Kahvaltını bizimle birlikte yapabilirsin.
5. Buradaki görevin bu. Sadece kitap okumak. Çünkü bunlar senin için gerekli.
6. Bu işi fakülteyi bitirene kadar yapabilirsin. Karşılığında yurt kiranı ödeyeceğiz. Borçlarını da..
Son maddeyi okuduktan sonra kız başını kaldırıp,
"Siz kimsiniz?" diye sordu.
İlhami Bey kısık bir sesle, "Biz, Asım Bey ve Reşat Bey' in arkadaşlarıyız." dedi.
"Onlar da kim?" dedi kız.
Bu sefer Mübeccel Hanım konuştu.
"Aramıza hoş geldin. Bu senin gerçek anlamda ilk günün." dedi ve "İyi okumalar." deyip, kıza kapıyı gösterdi.
Kız kapıya doğru yürürken tereddütle,
"Gördüğüm kadarıyla gözlük kullanmıyorsunuz. Sehpanın üstünde de bir çok kitap var. Bunları okuduğunuzu da tahmin ediyorum.. Neden benden okumamı istiyorsunuz." dedi.
Mübeccel Hanım,
"Yıllar önce bir "Okuyucumuz." vardı. Önder Güngör. O "Yazıcı" oldu. Senin de "Yazıcı" olman için önce "Okuyucu "olman gerekiyor. Bu sefer seni seçtik." dedi.
Önder Güngör / Ankara / 30 Kasım 2025





















